Makale

Allah’ın Dilemesi

Allah’ın dilemesi konusu Kur’an’da sık sık karşımıza çıkan bir konudur. Bu konu iyi bir şekilde kavranamadığı zaman bazı yanlış ve hatalı anlayışlar ortaya çıkmaktadır. “Allah’ın dilemesi” konusunu iyi kavrayabilmek için öncelikle Kur’an’ın gösterdiği gibi Allah’ı tanımamız ve Allah hakkında yanlış zanlardan kaçınmamız gerekir. Nitekim Kur’an’da şöyle buyuruluyor:

“Allah’ı hakkıyla takdir edemediler, bilemediler.” (En’am; 91)

“Allah hakkında da, cahiliye zannı besleyerek…” (Al-i İmran: 154)

Allah’ı hakkıyla tanımadığımız zaman elbette O’nun neyi, nasıl, ne zaman, nerede dileyeceğini de bilemeyiz. Sonra da, Allah’ı ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir zat olarak zannederiz ki bu da bizi çok yanlış ve saçma sonuçlara götürür. Bu sebeple önce Rabbimiz olan Allah’ın dileme fiili ile ilgili olarak bilmemiz gereken konuları kısaca özetleyelim:

A. ALLAH’IN DİLEMESİ İLE İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKEN KONULAR

1- İlim/Alim:

Her şeyi bilen ve her şeyi bir ilim üzerine gerçekleştiren anlamına gelir. Allah’ın dilemesi de gelişi güzel değil, bir bilgi/ilim içerisinde cereyan eder. “Sizi güçsüz olarak yaratan, sonra da bu güçsüzlüğün ardından kuvvetli kılan, sonra bu kuvvetin ardından zayıflık ve ihtiyarlık veren Allah’tır. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir; her şeye kadirdir.” (Rum: 54)

“Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkını yayar ve daraltır. Çünkü O, her şeyi bilendir.” (Şura: 12)

“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz, şüphesiz Allah bilendir, hakimdir.” (İnsan: 30)

2- Hikmet/Hakim:

Allah hakimdir. Yani yaptığı her işi bir hikmete dayanarak yapar. Gayesiz, sebepsiz bir iş yapmaz. Ayrıca bütün hüküm ve idare tamamen Allah’a aittir. Bu sebeple Kur’an’da hakim ismi bir çok yerde alim ismi ile birlikte anılır:

“… Dilediğimizin derecesini yükseltiriz. Şüphesiz rabbin hakimdir, alimdir.” (En’am: 83)

“… Onlara (galip gelecek) imkanı Allah sana vermişti. Allah, alimdir, hakimdir.” (Enfal: 71)

 “Şüphesiz Rabbim, dilediğine lutfedendir. O, alimdir, hakimdir.” (Yusuf: 100)

3- Vaad/Vaid:

Allahu Teala bir vaadde bulunduğu zaman kesinlikle bu vaadinden dönmez. “Bu, Allah’ın vaadidir. Allah, vaadinden asla dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 6)

… Zira bütün işler, Allah’a aittir. Allah’ın dilemesi halinde, bütün insanlara hidayet edebileceğini hala anlamadılar mı? Allah’ın vaadi yerine gelinceye kadar küfredenlere yaptıkları işler sebebiyle bir felaket isabet edecek, yahut evlerinin yakınına kadar sokulacaktır. Allah, vaadinden asla dönmez.” (Ra’d: 31)

4- Adalet:

Adalet Allah’ın üzerinde önemle durduğu bir konudur. Allah adaleti emretmektedir. Adaletsizliği çirkin ve zulüm olarak nitelendirmektedir. Kullarını böyle bir kötülükten nehyeden Allah’ın kendisinin adaletsiz olabileceği düşünülebilir mi? Elbette hayır, öyleyse, Allah’ın dilemesi de bu adalet kuralına bağlıdır.”Allah, alemlere bir zulüm dilemez.” (Al-i İmran: 108) “Allah, kullarına zulmü asla istemez.” (Mü’min: 31) “Şüphesiz Allah, adaleti ve iyiliği emreder…” (Nahl: 90) “Rabbinin kelimeleri doğruluk ve adaletle tamamlandı. Onun sözlerini değiştirecek hiç bir şey yoktur.” (En’am: 115)

5- Rauf-Rahim:

Şefkat ve merhametli anlamlarına gelen rauf ve rahim Allah’ın esmau’l-hüsna’sındandır. Allah’ın dileme fiilinde bu iki ismin de büyük bir yeri vardır. Kullarına karşı oldukça şefkat ve merhamet sahibi olan Allah’ın kimler için neleri dileyip, dilemeyeceğini az çok tahmin edebiliriz. “Allah, sizin imanınızı zayi edecek değildir. O, şüphesiz insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara: 143)

6- Gafur:

Affeden, bağışlayan anlamına gelir. Allah, gafurdur. “Rabbiniz içinizdekini daha iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız, O şüphesiz kendisine sığınanlar için çok bağışlayıcıdır.” (İsra: 25) “Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Ahzab: 73)

7- Zü’l İntikam:

İntikam alan, yapılan günahların karşılığını veren, cezalandıran demektir. Allah, Gafur olduğu gibi intikam alıcıdır da. Allah’ın bağışladığı kullardan olabilmek için “tövbe” şartı vardır. Allah, kendisine yönelen, tövbe edip, kötülükten kaçan kullarını bağışlar. “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah, amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın; kim Allah’a ve resulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab: 70-71) “…Ancak tövbe edenler, hallerini düzetenler ve (doğruyu) açıklayanlar müstesna… Bunların tövbelerini kabul ederim. Ben, tövbeleri kabul eden ve bağışlayanım.” (Bakara: 160)

Allah, ayetlerini tanımayanlardan, kulluğundan ayrılanlardan Allah’a verdikleri sözü unutup, bozanlardan ve Allah’ın korunmasını istediği sınırları aşıp taşkınlık yapanlardan intikam alır, yani onları bağışlamaz ve cezalarını verir:

Allah’ın ayetlerini tanımayanlara, şüphesiz şiddetli bir azap vardır. Allah, azizdir, intikam sahibidir.” (Al-i İmran: 3) Allah’ın adalet ilkesi bağışlayıcı olmakla birlikte suçluların cezalandırılmasını da gerektirir. “Allah’tan korkanlar için, Rab’leri katında nimet cennetleri vardır. Müslümanları o günahkarlarla bir mi tutacağız?” (Kalem: 34-35)

Azgınlık yapan ve dünya hayatını tercih eden kimsenin varacağı yer, işte bu cehennemdir. Amma kim Rabbinin azametinden korkar ve nefsini heva ve heveslerinden alıkorsa, onun varacağı yer de cennettir.” (Naziat: 37-41)

 “Allah, geçmişi bağışlamıştır, fakat kim de bu suçu tekrar işlerse, Allah, ondan intikamını alır. Allah galiptir, intikam sahibidir.” (Maide: 95) “Sakın Allah’ı Peygamberine verdiği sözden döner zannetme, Allah, azizdir, intikam alıcıdır.” (İbrahim: 47)

B- SINIRSIZ VE SINIRLI DİLEME

Allah, her şeyin yaratıcısı, sahibi, hakimi ve tüm tasarrufları kendisinde barındıran ilah olduğu için sınırsız dileme hakkına sahiptir. O neyi dilerse yapar:

Bir şeyin olmasını istediği zaman ona “ol!” der. O şey de hemen oluverir.” (Yasin: 82) İşte buna Allah’ın mutlak iradesi denir. Hiç kimse Allah’ın bu mutlak iradesini sınırla-yamaz, engelleyemez. Çünkü bu irade ilah olmanın her şeyin tek başına, ortaksız olarak sahibi bulunmanın bir gereğidir. Allah’ın dilemesini kendinden başka hiç kimse sınırlayamaz. Allah, neleri dileyip, neleri dilemeyeceğine elbette kendisi karar verir. Allah bir şeye de karar verdi mi; ondan bir söz çıktı mı; artık onun aksinin olması mümkün değildir. Allah’ın verdiği sözden dönmesi (yukarıda sıraladığımız hususlar dikkatle incelendiği zaman), ilahlık makamına aykırıdır. Çünkü ilah, her şeyi bilir, geleceği görür. Bu sebeple daha sonra döneceği, pişman olacağı bir söz vermez. O, hata yapmaz ki, dönüş ihtiyacı hissetsin. Böyle bir eksiklik içinde olan ilah olamaz.

Benim katımda, söz değiştirilmez ve ben kullarıma karşı zalim de değilim.” (Kaf: 29)

Allah’tan daha doğru sözlü (ya da; sözüne daha sadık) kim vardır.” (Nisa: 122)

C- ALLAH’IN DİLEMESİ – İNSANIN DİLEMESİ

Allah’ın dilemesi, insanın dilemesine mani değildir. Çünkü Allah, insanı dileyebilecek bir özellikte yaratmıştır. Ama bu dileme sınırsız bir dileme değildir. Sınırsız bir dileme yalnız Allah için geçerlidir ve ilahlık özelliğidir. Allah’ın dilediği gibi sınırsız bir dileme hakkına sahip olduğunu iddia eden kimse ilahlık davasına kalkışmış olur. İnsan neyi isterse dileyemez. Allah’ın, insana verdiği sınırlar içerisinde istediğini diler ve yine Allah’ın kendisine verdiği sınırlar içerisinde dilediğini yapabilir.

 “Kur’an, alemler için ve içinizden doğru yola girmeyi dileyen kimseler için bir öğütten başka bir şey değildir. Şu da bir gerçektir ki, alemlerin rabbi olan Allah, dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz.” (Tekvir: 27-29)

Bu, şüphesiz bir öğüttür. Dileyen rabbine giden bir yol tutar. Allah, dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah, alimdir, hakimdir. Dilediği kimseyi rahmetine sokar, zalimler ise, onlar için de acı bir azap hazırlamıştır.” (İnsan: 29-31)

İnsanların en çok yanılgıya düştükleri konulardan birisi de Allah’ın dilemesi ile insanın dilemesinin sınırlarını birbirine karıştırıp; bazen insanın kendisini ilahlık taslayacak bir mevkide görmesine, bazen de varlığının gayesi olan kulluğu hiçe saymaya kadar götürmüştür. Kimi zaman Allah gibi dilemesi olan üstün varlıklar hayal edilmiş, Allah’ın onlara bir ilah gibi istediğini dileme ve dilediğini yapma izni verdiğine inanılmıştır. Bu inanç şirktir. İnsanı dinden çıkarır. Çünkü istediğini dileme ve dilediğini yapma ancak bir ilahın vasfıdır. Bu vasfı taşıdığı iddia edilen varlık da ilah olarak kabul edilmiş olur.

Bilinen bir gerçektir ki Allah’tan başka ilah yoktur. Sınırsız dileme ve yapma hakkı da O’na aittir. İnsan, Allah’ın kendisine çizdiği sınırın ötesine geçemez. Allah, hiç bir insana, diğer insanlardan ayrı olarak bir güç ve yetki vermemiştir. Herkes Allah’ın kulu ve beşerdir. İlahi vasıflara yalnızca Allah sahiptir. Allah’tan başka ilah olmadığı için, Allah’ın dışında kendisine dua edilen, yardım istenen ve bir takım manevi güçleri olduğu farz edilen varlıklar hayalidir. Bunlara iman etmek şirktir.

Bu (ceza) dünyada iken yalnız Allah’a dua edildiği zaman inkar etmeniz, O’na ortak koşulduğunda ise ona iman etmeniz dolayısıyladır. Artık hüküm, O yüce ve büyük olan Allah’a aittir.” (Mü’min: 12)

O gün onların hepsi ortaya çıkarlar, onlardan hiç bir şey Allah’a gizli kalmaz. O gün mülk kimindir? Şüphesiz kahredici bir tek Allah’ın.” (Mü’min: 16)

Kulluk, insan için seçebileceği ve iradesiyle gerçekleştireceği bir konudur. Bu sebeple Allah insana, istediğini seçme iradesi vermiştir. İnsan seçici bir özellikte yaratılmamış olsaydı, o zaman kulluğu zorunlu ve karşılığı ödülsüz olurdu. Ceza da düşünülemezdi. Allah’ın insana bahşettiği bu dileme kabiliyeti sebebiyle insan yaptıklarından ve yapması gerekirken yapmadıklarından sorumludur. İyilikleri cennetle ödüllendirilecek; kötülükleri cehennemle cezalandırılacaktır. Tabii Allah’ın dilemesi ve affı olmazsa.

D. ALLAH NELERİ DİLER NELERİ DİLEMEZ?

a. Allah, kullarına hayrı diler zulmü dilemez:

“Allah, alemlere zulmü dilemez.” (Al-i İmran: 108)

“Allah, size kolaylığı ister; güçlüğü istemez.” (Bakara: 185)

“Allah, kullarına zulmü asla istemez.” (Mü’min: 31)

b. Allah, tövbe etmenizi ve sizin günahlarınızı bağışlamak ister:

“Allah, size açıklamak ve sizden öncekilerin hak yoluna sizi hidayet edip, tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nisa: 26)

“Allah, sizin tövbelerini kabul etmek istiyor; şehvetlerinin peşinde koşanlar ise, sizin doğru yoldan iyice sapmanızı istiyorlar.” (Nisa: 27)

 “Allah, sizin yükünüzü hafifletmek istiyor, zira insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa: 28)

c. Allah, kullarına verdiği iradeyi kullanmalarını diler ve bunun sonucunda oluşması mukadder olan sonuçları belirler:

Biz, insanı karışık bir nutfeden yarattık. Onu imtihan etmek için onun işitmesini ve görmesini sağladık. Sonra da ona gideceği yolu gösterdik. Ya şükreder (bu yoldan gider) ya da kafir olur (ondan sapar).” (İnsan: 2-3)

Kafirler için zincirler, halkalar ve alevli cehennem hazırladık.” (İnsan: 4)

İman edip doğruyu yapanlara altlarından ırmaklar akan cennetleri müjdele!” (Bakara: 25)

Dinde zorlama yoktur. Hak yol, batıl yoldan ayrılmıştır. Kim tağutu inkar eder, Allah’a iman ederse, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur…” (Bakara: 256)

 “Nefse ve onu düzenleyene.

Sonra da ona kötülüğü ve korunmayı ilham edene..

Ki onu arındıran kurtuluşa ermiştir.

Onu kötülüğe gömen ise mahvolmuştur.” (Şems: 7-10)

d. Allah, insanların sapmasını dilemez, fakat sapanlara da engel olmaz:

Allah, kullarına zulmü istemediği için elbette onların bir zulüm olan sapıklığa düşmesini de istemez. Ne var ki insanı yeryüzünde imtihan için yaratmış olmasının bir hikmeti olarak onu ne iyiliğe yönelmekte ne de kötülüğe düşmekte asla müdahale etmemektedir. Fakat, koyduğu kanunları ile hidayete yönelenlerin de sapıklığa meyledenlerin de içinde bulundukları o hali kolaylaştırır.

Kim malından verir ve korkar; en güzeli de tasdik ederse, biz de ona en kolayı kolaylaştırırız. Kim de, cimrilik eder, kendini müstağni görür ve en güzeli yalanlarsa, biz de ona en güç olanı kolaylaştırırız.” (Leyl: 5-10)

Eğer küfrederseniz, şüphesiz Allah’ın size ihtiyacı yoktur, fakat, kullarının küfrüne razı değildir.” (Zümer: 7)

Bu da, Allah’ı gazaplandıran şeye uymalarından ve O’nun rızasından hoşnut olmamalarındandır. Bu yüzden de Allah, onların amellerini boşa çıkarmıştır.” (Muhammed: 28)

(Allah, insanların) “Bir kısmını hidayete erdirmiş, bir kısmına da sapıklık müstahak olmuştur. Çünkü onlar, Allah’ı değil, şeytanları kendilerine veli edinmişler ve de kendilerini hidayette zannetmişlerdi.” (A’raf: 30)

Hidayetin ve sapıklığın gerçekleşmesi için Allah bir takım şartlar koymuştur. İmtihanı kazanmak isteyen kimse hidayetin şartlarını yerine getirerek hidayeti hak eder. (Örneğin hidayetin temel şartı Allah’ın kitabına uymaktır.)

Dalaletin şartlarına/sebeplerine uyanlar da sapıklığı hak ederler. (Allah’ın kitabını anlamaya yanaşmamak, dinlememek, görmemek, kalbini Allah’ın sözlerine açmamak, içinde bulunduğu ortamı hidayet zannetmek, şeytanın kuruntuları ile yaşamak.)

Ey Ademoğulları, size içinizden, ayetlerimizi size anlatan peygamberler gelir de kimler sakınır ve nefsini ıslah ederse, işte onlara hiçbir korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir.” (A’raf: 35)

 “Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklük taslayanlar ise, cehennem ashabıdırlar, onlar orada ebedirler.” (A’raf: 36)

… Rabbimiz, biz, kendi liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar. Rabbi-miz, onlara iki kat azap ver ve onlara büyük lanet et!” (Ahzab: 67-68)

Allah’ın sapmanın ve hidayetin gerçekleşmesi için koyduğu kanunlardan habersiz olanlar, ayetleri yanlış olarak yorumlayarak “insanları Allah’ın sapıklığa yönelttiğine ve bilfiil sebepsiz yere, sırf sapmasını dilediği için saptırdığına” inanırlar. Oysa bu kimseler ayetleri önceki ve sonraki ayetlerle birlikte okuyup düşünseler, böyle bir yanlış anlayışa düşmezler. Örnek olarak bir ayeti inceleyelim: (Zümer Suresi 23. ayet) “… İşte bu (kitap) Allah’ın hidayetidir. Onunla dilediğine hidayet verir. Allah, kimi de sapıklıkta bırakırsa (bazı mealler hatalı olarak “saptırırsa” şeklinde anlam veriyorlar.) artık onun için hiçbir yol gösteren bulunmaz.

 Bu ayetten önce gelen ayetler Kur’an’ın yol göstericiliğini açıklıyor, Allah’tan korkanların kitaba nasıl sarıldıklarını belirtiyor. Kafirlerin ise “Allah’ın kitabına/zikrine karşı kalpleri katılaşmış kimseler oldukları” ve bu sebeple sapıklık içinde bulundukları bildiriliyor. (Ayet: 22 ye bakınız) Görüldüğü gibi, Allah dilediği kimseleri zorla sapıklığa itmiyor, aksine onlara gerçekleri görmeleri ve hidayete tabi olmaları için ayetleri sıralıyor. Fakat sonuçta onlar imandan kaçtıkça Allah onların sapıklıkta kalacaklarını ve bir yol gösterici bulamayacaklarını hatırlatıyor.

e. Allah’ın iyiliği ve kötülüğü dilemesi:

Allah, varlıkları ve fiilleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır. Her birinin gerçekleşmesi için belirli kanunlar koymuştur. Mutlak manada istediği gibi hareket etme yetkisi elinde olan Allah, yaptığı her işte adaleti gözetmiş ve Rahman, Rahim bir ilah olduğunu, biz aciz kullarına göstermiştir.

Allah, bazen bizi bela ve musibetlerle imtihan eder. Bu bela ve musibetler çoğunlukla bizim yaptığımız hataların, işlediğimiz suçların bir bedelidir. Fakat, biz bunun farkında olmayız. İşlediğimiz hatalar, bazen ferdi, bazen de toplumsaldır.

İnsanların elleriyle işlediklerinden dolayı karada ve denizde fesat ortaya çıkar; Allah da belki dönerler diye işlediklerinin bir kısmının cezasını onlara (dünyada) tattırır.” (Rum: 41)

Başlangıçta Allah, kullarına karşı iyiliği ister, fakat kullar azgınlık yapmaya ve günah işlemeye başladıkları zaman onları cezalandırır.

Bir, memleketi helak etmek istediğimiz zaman oranın ileri gelen şımarık zenginlerine emrederiz. Buna rağmen orada fesad çıkarırlar da hüküm aleyhlerinde gerçekleşir. Artık orayı yıkıp, yerle bir ederiz.” (İsra: 16)

Allah, ağızlarıyla “iman ettik” diyen; fakat kalpleriyle kafir olan, yalan dinlemeye bayılan, kafirler için casusluk yapan, Allah’ın ayetlerinin anlamını kaydırmak için kelimelerin manasını bozan, heva ve heveslerinden başka bir şey düşünmeyen kimselere bela ve musibet diler. Onları dünya ve ahirette rezil, aşağılık bir mahluk kılar ve ateş ile de cezalandırır.” (Maide: 41)

Allah, iman edip, doğru hareket edenlerin de yeryüzünün hakimiyet ve zenginliğine sahip olmalarını diler.” (Nur: 55)

Bu dünyada imtihan olarak bazı musibetlere uğrayan mü’-minler karşılığında ahireti kazanırlar. Cennetlerde ağırlanırlar.

Sizi, biraz korku, açlık, mallardan, canlardan, ürünlerden yana eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele!

Onlar, bir musibete uğrayınca:

-Biz, Allah’a aitiz ve elbette O’na döneceğiz derler.

Onlara, Rab’lerinden bir mağfiret ve rahmet vardır. Hidayete ermiş olanlar, işte onlardır.” (Bakara: 155-157)

Bu dünyada nimet ve her türlü imkanı bulan, kafirler için de ahirette hiç bir alacak kalmaz.

Allah, onlara dünyada iken yaptıkları iyiliklere karşılık olarak bol nimetler bağışlar. Yaptıkları kötülüklere karşılık olarak da cehennem azabını hazırlamıştır.

Kafirlerin diyar diyar dolaşmaları seni aldatmasın.

Az bir geçimlik sonra varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü yerleşim yeridir.

Rab’lerinden korkanlara da altlarından ırmaklar akan ve içinde temelli kalacakları cennetler vardır.

Allah katından bir ağırlanmadır / ikramdır. Allah katında olanlar, iyi kimseler için daha hayırlıdır.” (Al-i İmran: 196-197)