26 Nisan 2021

18. CÜZ

ile arznet

23. MÜ’MİNÛN SÛRESİ

(Mekke Döneminin son yıllarında indirilmiştir. İman, kelime‑i Tevhit, Nübüvvet ve Ahirete imanın Allah’a inanmanın zorunlu sonucu olduğu konularından yaygın olarak bahsedilmiştir. 118 ayettir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla,

1. Müminler, kurtuluşa ermiştir.

2. Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır. 3. Onlar, boş sözlerden ve işlerden yüz çevirenlerdir.

4. Onlar, arınmak için hareket edenlerdir.

5. Onlar, mahrem yerlerini koruyanlardır. 6. Ancak eşleri ve cariyeleri hariç, çünkü bunlar, kınanmazlar.

7. Kim bundan başkasını ararsa, işte onlar da haddi aşanlardır.

8. Müminler, emanetlerine ve sözleşmelerine uyanlardır.

9. Onlar, namazlarını koruyanlardır.

10. İşte onlar, varis olanlardır.

11. Onlar, Firdevs’e varis olacaklardır ve onlar, orada ebedi kalacaklardır.

12. İnsanı çamurun özünden yaratmıştık. 13. Sonra onu sağlam bir kalış yerinde, bir sperm yaptık. 14. Sonra spermi embriyo haline getirdik. embriyoyu et parçası yaptık. Et parçasından kemik yarattık. Kemiğe et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir varlık olarak yarattık. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir.

15. Sonra siz, bunun arkasından elbette öleceksiniz. 16. Sonra kıyamet günü yeniden dirileceksiniz. 17. Sizin üzerinizde yedi kat yaratmışızdır. Yarattıklarımızdan gafil de değiliz.

18. Gökten belli bir ölçüye göre su indirdik. Onu yeryüzünde tuttuk. Onu gidermeye de elbette gücümüz yeter.

19. O suyla, sizin için hurma ve üzüm bağları yetiştirdik ki oralarda sizin için birçok meyveler vardır. Siz de onlardan yersiniz.

20. Sina Dağı’nda da yetişen, yiyenlere yağ ve katık veren bir ağaç da (o su ile yetişir).

21. Davarlarda da sizin için bir ibret vardır. Karınlarında olandan size içiriyoruz, onlarda daha birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yiyorsunuz.

22. Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.

23. Nuh’u kavmine (elçi olarak) göndermiştik. Dedi ki:

‑Ey kavmim, Allah’a kulluk ediniz. O’ndan başka bir ilahınız yoktur. O halde korunmaz mısınız?

24. Kavminden ileri gelen kafirler:

‑Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Sizden üstün olmak istiyor. Eğer Allah dileseydi melekleri gönderirdi. Biz, daha önceki atalarımızdan da bunu duymadık.

25. O ancak, cinlenmiş bir adam, bir müddet onu gözetleyin.

26. Nuh:

‑Rabbim, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et, dedi.

27. Biz de ona şöyle vahyettik: “Gözetimimiz altında bildirdiğimiz gibi bir gemi yap. Buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilmiş olanlar dışında kalan aileni gemiye bindir. Zalimler için bana baş vurma, çünkü onlar boğulacaklardır.”

28. Sen ve beraberindekiler, gemiye yerleşince:

‑Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun, de!

29. Ve yine şöyle de:

‑Rabbim, beni mübarek bir yere indir. Konuklayanların en hayırlısı sensin!

30. Şüphesiz bunda ayetler/ belgeler vardır ve elbette biz imtihan ediyoruz.

31. Bunların ardından başka bir nesil meydana getirdik.

32. İçlerinden onlara:

‑Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka bir ilahınız yoktur, sakınmaz mısınız? diyen bir peygamber gönderdik.

33. Dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kavminin ileri gelenleri şöyle dediler:

‑Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.

34. Eğer, sizin gibi bir insana itaat ederseniz, işte o zaman hüsrana uğrarsınız.

35. Size, ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra yeniden dirileceğinizi mi vaat ediyor?

36. Size vaat edilen uzak, hem de çok uzak.

37. Hayat, ancak dünya hayatıdır. Ölürüz ve yaşarız. Ama tekrar diriltilecek değiliz.

38. O, Allah’a karşı ancak yalan uyduran bir adamdır. Biz, ona inanacak değiliz.

39. ‑Rabbim, dedi. Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et!

40. Allah: “Az sonra pişman olacaklardır” dedi.

41. Derken onları müthiş bir çığlık yakaladı. Onları bir süprüntü haline getirdik. Helak olup gitti zalim kavim!

42. Sonra onların ardından başka nesiller yarattık.

43. Hiç bir toplum süresini ne öne alabilir ne de geri bırakabilir.

44. Daha sonra da birbiri arkasına elçiler gönderdik. Elçileri yalanladılar da biz de onları birbirine tabi kılarak yok edip, efsane haline getirdik. Yok olsun inanmayan toplum!

45. Sana, Musa ve kardeşi Harun’u ayetlerimiz ve apaçık belge ile göndermiştik.

46. Firavun’a ve çevresine. Ama onlar, büyüklendiler, zaten mağrur bir kavim idiler.

47. ‑Biz dediler; bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz, üstelik onların kavmi de bize kulluk ederken?!

48. Bu sebeple onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.

49. Doğru yolu görsünler diye Musa’ya da kitabı vermiştik.

50. Meryem’in oğlunu da, annesini de bir belge kıldık. O; İkisini akar sulu, yüksek ve meskun bir yere yerleştirdik.

51. ‑Ey peygamberler, temiz şeylerden yiyin ve doğruları yapın. Çünkü ben ne yaptığınızı bilirim.

52. İşte bu, önderliğiniz, tek bir önderliktir ve ben de sizin Rabbinizim, o halde benden korkun.

53. İşlerini aralarında bölük bölük ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla ferahlıyor.

54. Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla baş başa bırak.

55. Zannediyorlar mı ki kendilerine mal ve oğullar sunduk diye¼

56. İyiliklerde onlara acele davranıyoruz. Hayır, onlar, ne yaptıklarının farkında değiller.

57. Şüphesiz ki Rab’lerinin korkusundan titreyenler,

58. Rab’lerinin ayetlerine iman edenler  59. Ve Rab’lerine şirk koşmayanlar..

60. Rab’lerine dönecek oldukları için kalpleri çarparak vereceklerini verenler..

61. İşte onlar, hayırlarda yarışırlar ve en önde giderler.

62. Hiç kimseye gücünün üstünde görev yüklemeyiz. Yanımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara asla zulmedilmez.

63. Oysa (müşriklerin) kalpleri bundan gaflet içindedir ve onların yapmakta oldukları daha başka işler de vardır.

64. En sonunda onların zenginlerini ve liderlerini azapla yakaladığımız zaman, hemen feryadı basarlar.

65. ‑Feryat etmeyin, bugün; çünkü siz bizden kurtulamazsınız.

66. Ayetlerim size okunuyordu; ama siz ona arkanızı dönüyordunuz.

67. Ona kafa tutarak, eğlence edinip, hezeyanlar savurarak¼

68. Söyleneni hiç düşünmediler mi? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

69. Yoksa peygamberlerini tanıyamadılar da bunun için mi inkar ediyorlar?

70. Yoksa: “Onda bir delilik var” mı diyorlar?

‑Hayır! O, onlara hakkı getirdi. Ama onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.

71. Eğer hak onların keyfine uysaydı; gökler, yer ve her ikisinin de içindekiler bozulup giderdi. Oysa, biz onlara uyarılarını verdik. Fakat, onlar uyarılarından yüz çeviriyorlar.

72. Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ücreti daha iyidir. Rızık verenlerin en iyisi O’dur.

73. Aslında sen onları dosdoğru yola çağrıyorsun. 74. Fakat, ahirete inanmayanlar, yoldan sapan kimselerdir.

75. Eğer onlara acıyıp, başlarındaki sıkıntıyı gidermiş olsaydık bile yine onlar azgınlıklarında inat ederdi.

76. Gerçekten biz onları azaba tuttuk da yine Rab’lerine karşı uslanmadılar. Yalvarıp yakarmazlar da.

77. Onların üzerine şiddetli bir azap kapısı açana kadar… İşte o zaman ümitsizliğe düşüverirler.

78. Sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var eden O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

79. Sizi yeryüzünde yaratıp, yayan O’dur. O’nun huzurunda toplanacaksınız.

80. Dirilten de öldüren de O’dur. Gece ve gündüzün ardarda gelmesi de O’na bağlıdır. Hala, aklınızı kullanmıyor musunuz?

81. Aksine, evvelkilerin dedikleri gibi dediler:

82. ‑Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz yeniden diriltileceğiz? dediler.

83. Bu, bize ve babalarımıza daha önce de vaat edilen eskilerin masallarından başka bir şey değildir. 84. De ki:

‑Yeryüzü ve içindekiler kime aittir, eğer biliyorsanız?

85. ‑Allah’a aittir, diyecekler.

‑Ee, peki düşünmez misiniz? de!

86. Yedi göğün Rabbi kimdir? Ya büyük hükümranlığın Rabbi? de!

87. “Allah’tır!” diyecekler.

‑Ee, Ondan korkmuyor musunuz? de!

88. Her şeyin mülkiyetini elinde bulunduran, koruyan fakat korunma ihtiyacı olmayan kimdir? Eğer biliyorsanız söyleyin de!

89. “Allah’tır” diyecekler. “Öyleyse nasıl aldatılıyorsunuz?” de!

90. Doğrusu onlara gerçeği getirdik, fakat onlar yalancıdırlar.

91. Allah, çocuk edinmedi. O’nun yanında başka bir ilah yoktur. Eğer olsaydı, her ilah yarattığı ile gider ve elbette biri, diğerine üstün gelirdi. İsnat ettikleri vasıflardan münezzehtir Allah!

92. O, gizliyi de açığı da bilendir, onların koştukları şirklerden çok yücedir.  93. De ki:

‑Rabbim, onlara vaat edileni eğer bana göstereceksen

94. Rabbim, o zaman beni zalim toplum içinde bulundurma!

95. Şüphesiz biz, onlara vaat ettiğimiz (azabı) sana göstermeye kadiriz.

96. Sen, kötülüğü en güzel ile sav. Onların nitelemekte olduklarını biz, çok daha iyi biliriz.

97. Ve de ki:

‑Rabbim, şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!

98. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim!

99. Onlardan birine ölüm gelince;

‑Rabbim, beni geri döndür, der. 100. Belki ben, terk ettiğim doğru işleri yaparım.

Asla, o sadece söyleyenin bir sözüdür. Onların arkalarında yeniden diriltilecekleri güne kadar bir engel vardır.

101. Sûr’a üflendiği zaman, işte o gün, aralarında soy bağı kalmaz, birbirlerinden bir şey  de isteyemezler.

102. Kimlerin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa ermişlerdir.

103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini hüsrana uğratanlardır, cehennemde ebedi kalacaklardır. 104. Ateş onların yüzlerini yalayacak ve dişleri sırıtıp kalacaktır.

105. ‑Ayetlerim size okunmamış mıydı? Siz de onları yalanlamamış mıydınız? 106. Onlar da:

‑Rabbimiz, İsyankarlığımız bizi yendi ve sapık bir toplum olduk.

107. Rabbimiz, bizi ateşten çıkar. Eğer yine dönersek, biz gerçekten zalimleriz, derler.

108. ‑Kesin sesinizi, orada, benimle konuşmayın.

109. Çünkü kullarımdan bir grup:

‑Rabbimiz, iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et, merhamet edenlerin en hayırlısı sensin! derlerdi.

110. Siz ise size benim zikrimi unutturana kadar onlarla alay ederdiniz. Siz onlara gülerdiniz.

111. Bugün sabrettikleri için onları ödüllendirdim. Kurtuluşa ermiş olanlar, işte onlardır.

112. ‑Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? dedi.

113. ‑Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık, sayanlara sor dediler.

114. ‑Çok az bir süre kaldınız, keşke bilseydiniz dedi.

115. Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

116. Kendisinden başka ilah olmayan, gerçek hükümdar, şerefli tahtın Rabbi olan Allah, çok yücedir.

117. Kim Allah ile beraber, varlığına hiçbir belge bulunmayan başka bir ilaha dua ve kulluk ederse, onun hesabı ancak Rabbinin yanındadır. Çünkü kafirler kurtuluşa eremez.

118. De ki:

‑Rabbim, bağışla ve merhamet et! Merhametlilerin en hayırlısı sensin!

 24. NÛR SÛRESİ

(Hicretin 5‑6. yıllarında indirilmiş olan Nur Sûresi yoğun olarak kadın‑erkek ilişkileriyle ilgili ahlaki kurallardan bahsetmektedir. Gayri meşru ilişkilerle ilgili ilahi cezalardan sözeden sûre, ismini 35. âyettinde geçen örnekteki “Allah’ın ışığı” tabirinden almaktadır. 64 ayettir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla ..

1. Bir sûre ki onu indirip, farz kıldık. Düşünüp öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.

2. Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah’ın dini konusunda sizi bir acıma tutmasın. Onlara verilen cezaya da mü’minlerden bir grup şahit olsun.

3. Zinakâr adam ancak zinakâr veya müşrik kadınla evlenebilir. Zinakâr bir kadın da ancak zinakâr ve müşrik bir erkekle evlenebilir. Bu mü’minlere haram kılınmıştır.

4. Namuslu kadınlara iftira atan sonra da dört şahit getiremeyen kimselere seksen değnek vurun. Ve bir daha onların şahitliklerini kabul etmeyin. İşte onlar fasıklardır.

5. Ancak bundan sonra, tevbe edenler ve hallerini düzeltenler hariçtir. Şüphe yok ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

6. Eşlerine zina isnadında bulunan ve kendilerinden başka şahitleri olmayan kimselerden her birinin şahitliği, doğru söylediğine dair Allah’a dört defa yemin etmesiyle yerine gelir.

7. Beşincisi, eğer yalan söyledi ise Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemektir.

8. Kocasının yalan söylediğine dair dört defa Allah’ı şahit tutması kadından cezayı düşürür.

9. Beşincisi, kocası doğru söylüyorsa Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını istemesidir.

10. Ya üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı? Allah tevbeleri kabul edendir, hakimdir.

11. O iftirayı yapanlar içinizden bir topluluktur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. Aksine o, sizin için hayırlı olmuştur. Onlardan her biri için günah olarak kazandıkları şeyler vardır. En büyük azap da onlardan elebaşılık yapanadır.

12. Onu işittiğiniz zaman, mü’min erkek ve mü’min kadınların kendilerince iyi niyette bulunup “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?

13. İftira atanların da dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki onlar, şahitleri getirmediler, o halde onlar, Allah katında yalancıdırlar.

14. Eğer Allah’ın size dünyada ve ahirette iyilikleri ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftirada size büyük bir azap dokunurdu.

15. Hani siz, onu dilinize dolamış ve hakkında bir bilginiz olmayan şeyi ağzınızda söylüyordunuz. Siz onu önemsiz sanıyordunuz. Oysa o, Allah katında çok büyüktür.

16. Onu duyduğunuz zaman “Bu konuda konuşmak bize yakışmaz. Haşa, bu büyük bir iftiradır.” demeniz gerekmez miydi?

17. Eğer mü’min iseniz, böyle bir şeye bir daha asla dönmemeniz için, Allah size öğüt veriyor.

18. Ve Allah size, ayetlerini açıklıyor. Allah, âlimdir, hakimdir.

19. İman edenler arasında fuhşun yayılmasını arzu edenlere, dünya ve ahirette acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

20. Ya üzerinizde Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı? Veya Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı?..

21. ‑Ey inananlar, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, şüphesiz o, fuhşu ve kötülüğü emreder. Eğer size Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Fakat, Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir.

22. İçinizden faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlarına, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte kusur etmesinler. (İhtiyaçlarından fazla olanı versinler,) affetsinler. Allah’ın sizi bağışlamasını istemiyor musunuz? Allah, bağışlayan, merhamet edendir.

23. Namuslu, hiçbir şeyden habersiz mü’min kadınlara iftira atanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlara büyük bir azap vardır.

24. O gün, dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları şeylere, aleyhlerinde şahitlik ederler.

25. O gün, Allah onlara hak ettikleri cezayı verir. Onlar, Allah’ın hakkın ta kendisi olduğunu bilecekler.

26. Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkeklerde kötü kadınlara mahsustur. İyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara layıktır. işte onlar kötülerin söylediklerinden uzaktırlar. Onlar için bağışlanma ve bol rızık vardır.

27. ‑Ey iman edenler! Evlerinizden başka evlere izin almadan ve ev halkına selam vermeden girmeyin. Eğer düşünecek olursanız bu sizin için daha hayırlıdır.

28. Eğer orada hiç kimseyi bulamazsanız, size izin verilene kadar oraya girmeyin. Şayet size geri dönün denilirse, geri dönün. Bu, sizin için daha temizdir. Allah, yaptıklarınızı bilir.

29. İçinde eşyanız bulunan ve oturulmayan boş evlere girmenizde size bir günah yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.

30. Mümin erkeklere söyle, gözlerini çevirsinler, sakınsınlar ve mahrem yerlerini korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Allah, yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır.

31. Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar ve mahrem yerlerini korusunlar. Açıkta olan kısmı hariç zinetlerini göstermesinler. Başörtüleri ile yakalarının üzerini de kapatsınlar. Süslerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kendi kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendisi gibi kadınlar, kendi cariyeleri, erkekliği kalmamış hizmetçileri, kadınların mahrem yerlerini henüz bilmeyen çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar.

‑Kurtuluşa ermek için Ey Mü’minler, hep birden Allah’a tevbe edin!

32. İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah, onları lütfu ile zenginleştirir. Allah, kuşatandır, bilendir.

33. Evlenme imkanı bulunmayanlar, Allah’ın lütfundan kendilerini zenginleştirinceye kadar namuslarını korusunlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, eğer onlarda bir hayır görüyorsanız, bedel vermelerini kabul edin. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak istemelerine rağmen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa, şüphesiz Allah, onların zorlanmalarından sonra da bağışlayıcı ve merhametlidir.

34. Size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden örnekler ve takva sahipleri için de öğütler indirmişizdir.

35. Allah göklerin ve yerin aydınlatıcısıdır. O’nun aydınlatmasının örneği, içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. O ışık bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek zeytin ağacından yakılır. Ona ateş değmese bile neredeyse yağı ışık verecek.

Nur üstüne nur! Allah dilediği kimseyi nuruna yöneltir. Allah, bu örnekleri insanlar için veriyor. Allah, her şeyi hakkıyla biliyor.

36. (O lamba) Allah’ın yükseltilmesine ve orada isminin anılmasına izin verdiği evlerde/ mescidlerdedir. Orada, sabah akşam O’nu tesbih ederler.

37. Ticaretin, alışverişin, kendilerini Allah’ın zikrinden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamadığı adamlar… Onlar, gönüllerin ve gözlerin ters döneceği bir günden korkarlar.

38. Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak, onlara katından fazla fazla verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

39. Küfredenlere gelince, onların çalışmaları engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su sanır. Fakat yanına vardığı zaman hiç bir şey bulamaz. Orada Allah’ı bulur, O da onun hesabını görür. Allah, hesabı çabuk görendir.

40. Veya engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allah’ın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.

41. Görmüyor musun ki, göklerde ve yerde olanlar, dizi dizi uçan kuşlar, Allah’ı tesbih ederler. Hepsi de kendi duasını ve tesbihini bilir. Allah da onların yaptıklarını bilir.

42. Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dönüş de Allah’ adır.

43. Görmüyor musun ki Allah, bulutları sürüyor, sonra bir araya getirip, üst üste yığıyor. İşte o zaman aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Gökten, içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indirir de, bu doluyu dilediğine isabet ettirir. Dilediğinden de uzak tutar. Şimşeğin parıltısı ise neredeyse gözleri kamaştırır.

44. Allah, gece ve gündüzü ters çevirir. Doğrusu gözleri olanlar için bunda ibretler vardır.

45. Allah, bütün canlıları sudan yarattı. Bunlardan bir kısmı karnı üzerinde yürür. Kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz ki Allah’ın her şeye gücü yeter.

46. Apaçık ayetler indirmişizdir. Allah, dilediği kimseyi dosdoğru yola yöneltir.

47. ‑Allah’a ve peygamberine iman ettik, itaat ettik, diyorlar; sonra bunlardan bir grup, böyle söylemesine rağmen yüz çeviriyor. Bunlar, mü’min değillerdir. 48. Aralarında hüküm vermesi için, Allah’a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup hemen kaçar.

49. Ama hak kendilerinden yana olursa, hemen boyun eğip gelirler.

50. Onların kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa şüpheye mi düştüler; yoksa, Allah’ın ve peygamberinin kendilerine haksızlık yapacaklarından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalimler de ondan!

51. Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve peygamberine çağrılan mü’minlerin sözü sadece “işittik ve itaat ettik”tir. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.

52. Kim Allah’a ve Peygamberi’ne itaat eder ve Allah’tan saygıyla korkar ve sakınırsa, işte kurtuluşa erecek olanlar onlardır.

53. Kendilerine emir verdiğin takdirde savaşa çıkacaklarına var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki:

‑Yemin etmeyin! itaatiniz malumdur, Allah ise sizin yaptıklarınızdan haberdardır.

54. De ki:

‑Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, onun (yüklendiği) sorumluluk kendisine, sizin sorumluluğunuz da size aittir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Peygamberin görevi açıkça tebliğ etmekten başka bir şey değildir.

55. Allah, sizden iman eden ve doğruları yapanlara, kendilerinden öncekileri hükümran kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halifeler kılacağını vaat etmiştir. Kendileri için hoşnut olduğu dinlerini güçlendirecek, korkularını güvene çevirecektir. Çünkü onlar yalnız bana kulluk ederler, bana hiçbir şeyi şirk koşmazlar. Bundan sonra kim küfrederse, işte onlar, fasık olanlardır.

56. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Peygamber’e itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.

57. Küfredenlerin yeryüzünde kaçıp kurtulacaklarını sanma. Onların barınakları ateştir. Ne kötü dönüş!

58. ‑Ey İman edenler!

Köle ve cariyeleriniz ve içinizden erginlik çağına erişmemiş olanlar, sizden üç kez izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle sıcağında, soyunduğunuz vakit, ve yatsı namazından sonra… Bunlar sizin çıplak olabileceğiniz üç vakittir. Bunun dışındaki vakitlerde sizin yanınıza girip çıkmalarında ne size ne de onlara bir günah yoktur. Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar. Allah âlimdir, hâkimdir.

59. Çocuklarınızdan ergenlik çağına ulaşanlar, büyüklerinin izin istedikleri gibi izin istesinler. Allah, size ayetini işte böyle açıklar. Allah, âlimdir, hakimdir.

60. Evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadınların, süslerini açığa vurmaksızın dış elbiselerini çıkarmalarında bir günah yoktur. Örtünmeleri kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.

61. Köre bir günah yoktur; topala veya hastaya da bir günah yoktur; aynı şekilde size de evlerinizde, babalarınızın evlerinde, annelerinizin evlerinde, erkek kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde, amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde, teyzelerinizin evlerinde, anahtarları sizde olan evlerde veya arkadaşlarınızın evlerinde birlikte ya da ayrı ayrı yemek yemenizde  bir günah yoktur.

Evlere girdiğinizde, birbirinize selam verin. Allah katından esenlik, bereket ve iyilik dileyin.

Allah, aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini işte böyle açıklıyor.

62. Müminler ancak, Allah’a ve Peygamberi’ne iman ederler, onunla birlikte bir iş hususunda bir araya geldikleri zaman, ondan izin almadan gitmeyenlerdir. Senden izin isteyenler, Allah’a ve Peygamberine iman edenlerdir. Bazı işleri dolayısıyla senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğine izin ver. Onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayıcı ve merhametlidir.

63. Peygamberin çağrısını aranızda birbirinize yaptığınız çağrı gibi saymayın. Allah, içinizden birbirinin arkasına gizlenip, gizlice sıvışanları bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya acı bir azaba uğratılmalarından korksunlar.

64. Şunu iyi bilin ki; Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Sizin ne üzerinde olduğunuzu bilir. O’na döndürülecekleri gün, ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilmektedir.

25. FÛRKAN SÛRESİ

(Furkan sûresi Risâletin 5. yılından sonra, yani Mekke döneminin ortalarında indirilmiş olup Kur’an’ın ve önceki vahiylerin genel özellikleri üzerinde durur. 30. ayet son derece dikkat çekicidir. Kur’an’ı rafa kaldırıp etkisizleştirmek isteyenlerin varlığından söz etmektedir. Furkan, Hakkı batıldan ayıran anlamına gelir. Sûre 77 ayetten müteşekkildir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla ..

1. Toplumlara uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren ne yücedir.

2. Göklerin ve yerin hakimiyeti O’na aittir. Hiç bir oğul edinmemiştir ve hükümranlığın da hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi O yaratmış ve belirli bir ölçüye göre takdir etmiştir.

3. O’nu bırakıp hiçbir şey yaratamayan, aslında kendileri yaratılmış olan, kendileri için bir zarar ya da fayda sağlamaya da sahip olmayan, öldürmeye, hayat vermeye ve yeniden diriltip, yaymağa gücü yetmeyen ilahlar edindiler.

4. İnkar edenler:

‑Bu, uydurduğu bir iftiradan başka bir şey değildir. Bu hususta bir topluluk da ona yardım etmiştir, dediler de zulüm ve yalanı seçtiler.

5. ‑Öncekilerin masalları.. Onu birisine yazdırmış, sabah akşam kendisine okunuyor, dediler.

6. De ki:

‑O’nu göklerdeki ve yerdeki sırları bilen indirmiştir. Çünkü O, bağışlayan ve merhamet edendir.

7. ‑Bu ne biçim peygamber? dediler. Yemek yiyor, pazarda dolaşıyor… Ona bir melek indirilseydi de onun yanında uyarıcı olsaydı ya?!

8. Veya kendisine bir hazine verilseydi, veya bir bahçesi olsaydı da oradan yeseydi..

 Zalimler:

‑Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz, dediler.

9. Bak, sana nasıl örnekler veriyorlar, sapıttılar da yolu bulamıyorlar.

10. Dilediği takdirde sana ondan daha hayırlısını, alt tarafından ırmaklar akan cennetler verebilecek ve senin için köşkler yapabilecek olan (Allah) çok yücedir.

11. Onlar zaten(Kıyamet) saatini yalanlamışlardı. Kıyameti yalanlayanlar için alevli bir ateş hazırladık.

12. Bu ateş onlara uzak bir yerden göründüğü zaman, onun gürültüsünü ve uğultusunu işitirler.

13. Elleri boyunlarına bağlı olarak dar bir yere atıldıkları zaman, orada yok olup gitmek için yalvarırlar.

14. ‑Bugün bir kere yok olup gitmeyi dilemeyin. Bir çok kere yok olmayı dileyin.

15. ‑Bu mu hayırlı, yoksa takva sahiplerine söz verilen ebedi cennet mi? Orası onlar için bir ödül ve son duraktır, de!

16. Orada istedikleri her şey sonsuza dek onlar içindir. Bu Rabbimin yerine getireceği bir sözdür.

17. O gün Rabbin, onları ve Allah’tan başka kulluk ettiklerini bir araya toplar ve şöyle der:

‑Şu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa kendileri mi yoldan saptılar?

18. Onlar da derler ki:

‑Seni tenzih ederiz, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen, onlara da babalarına da nimetler verdin. O derece ki zikri/kitabı önemsemediler de yok olmayı hak eden bir toplum oldular.

19. İşte söyledikleriniz de sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı defetmeye de yardım etmeye de gücünüz yetmez. Sizden zalimlik edenlere büyük azabı tattırırız.

20. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin hepsi de yemek yerlerdi ve sokaklarda yürürlerdi. Sabrediyor musunuz diye bir kısmınızı, bir kısmınızla sınıyoruz. Rabbin, her şeyi görendir.