3 Mayıs 2021

2. Bakara Sûresi

ile arznet
Bakara: 1-5

2. BAKARA SÛRESİ

(Medine’de inmiştir. Kur’an’ın en uzun sûresidir. Bakara ismini, 67-73. âyetlerde anlatılan “Sığır kurban etme” kıssasından almıştır. 286 âyettir. Nüzul Sırası: 87)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla ..

1. Elif, lâm, Mîm.

2-3.  İşte bu kitap, onda hiç şüphe yok ki kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir.

4. Onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

5. İşte, Rab’lerinin yolunda olanlar ve kurtuluşa erecek olanlar onlardır.

Kur’an Yolu Tefsiri /Şaban PİRİŞ

Adı: Sûrenin adı, 67-73. ayetlerde geçen “inek” kıssasından alınmıştır. Bakara, Arapça’da inek, sığır anlamına gelmektedir. Allahu Teâlâ, İsrailoğullarına bir inek kesmelerini emreder, onlar bu emri isteksiz ve zoraki bir şekilde yerine getirirler. Sûrenin büyük bir bölümünde İsrail oğullarının bu tür karakterlerine yer verildiği için inek anlamına gelen bakara ismi sûreye ad olmuştur.

İndiriliş Dönemi: Medine’de inmeye başlayan ilk sûredir. Fakat sûrenin tamamı Medine döneminin ilk yıllarında nazil olmayıp; bir kısmı nazil olduktan sonra araya başka sûreler girmiş ve ileri zamanlarda sûrenin hepsi tamamlanmıştır. Sûrenin büyük bir kısmı Medine döneminin ilk iki yılında inmiştir. Sûrenin sonunda yer alan 284-286. ayetlerin ise Mekke döneminde indiği, fakat bu sûrenin sonunda yer aldığı da rivayet edilmektedir. Ancak 275-281. ayetlerin, Hz. Peygamber’in vefatından önceki son aylara ait olduğu da söylenmektedir.”[1]

Surenin Konuları:

Muhammed Esed, Sûre’nin tefsirine girişinde şunları söylüyor: “Bir bütün olarak Kur’an vahyinin temel amacının ilanıyla -yani, insana bütün manevî/ruhî ve dünyevî işlerinde rehberlik (duyurusu) ile- başlayan Bakara suresi, Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahip olmanın gereğini sürekli vurgulamanın yanısıra, geçmiş vahiylerin mensuplarının, özellikle de İsrailoğulları’nın işlemiş oldukları cürümlere de sık sık atıflarda bulunmaktadır. 106. ayette Peygamber Muhammed (s)’e indirilen vahiy ile daha önceki tüm mesajların ilga edildiğine işaret edilmesi, bu surenin -gerçekte Kur’an’ın tümünün- doğru anlaşılmasında büyük bir önemi haizdir. Burada, özellikle surenin son kısmında vaz‘edilen -ahlak, sosyal ilişkiler, savaş vb. sorunlara değinen- hukukî kuralların çoğu, sözkonusu kilit ifadenin doğrudan bir sonucudur. Defalarca gösterilmiştir ki Kur’an’ın düzenlemeleri, insan tabiatının gerçek ihtiyaçlarına tekabül etmektedir ve bu, yalnızca, insanlık tarihinin başından beri Allah tarafından insana bahşedilen ahlakî yolgöste-riciliğin bir devamıdır. Burada, üç büyük tek tanrılı dinin temelinde yatan Allah’ın birliği ilkesine ve zihni bu mesele ile yoğun bir şekilde meşgul olan peygamberlerin atası Hz. İbrahim’e özel olarak dikkat çekilmiştir. Ve Hz. İbrahim Mâbedi’nin, yani Kâbe’nin “Allah’a tam teslim olanlar” (ki bu, müslimûn kelimesinin karşılığıdır, tekili müslim) için kıble olarak belirlenmesi, bütün gerçek müminlerin kendilerini İbrahim akidesi ile bilinçli olarak özdeşleştirmelerinin adeta bir tasdikidir.”[2]

Bu ön bilgiler ışığında bu surede yer alan konuları kısaca özetlemeye çalışalım:

1-20. ayetler: Kur’an’ın yol göstericiliği, muttakilerin (Allah’tan gereği gibi korkan ve günahlardan korunan mü’minlerin) özellikleri, kafirler, münafıklar ve özellikleri.

21-29. ayetler: Hidayeti kabul etmeye, Alemlerin rabbine boyun eğip, Kur’an’a uymaya ve öldükten sonra dirilmeye davet.

30-39. ayetler: insanın yaratılış tarihi, varoluş gayesi ve dünyadaki görevleri, bu görevleri nasıl yerine getirebileceği ve şeytanın saptırıcılığı.

40-120. ayetler: İsrail oğullarının doğru yola davet edilmesi, tarihlerinden bazı kesitlerin verilerek, bulundukları sapık gidişattan kurtul-maları için uyarılar.

121-141. ayetler: Hz. İbrahim Peygamber ve önderliği, O’nun dinine uyulmasının gerekliliği.

142-152. ayetlerde: Liderliğin, İsrail oğullarından alınıp, Müslümanlara verildiğini îmâ eden kıble değişimi (Mescid-i Aksa’dan Kabe’ye)

153-251. ayetlerde: Müslümanlara emanet edilen liderliğin ağır sorumluluğunu kaldırabilmelerine yönelik pratik çözümler, namaz, oruç, zekat, hac, cihadın farz kılınması, ahlaki, sosyal, ekonomik, politik ve uluslararası meselelerin çözümü için kanun ve düzenlemeler, sosyal hayatı tahrip eden, içki, kumar, faiz vs. gibi kötü alışkanlıkların terki ve imanın gönüllere yerleşmesi için uyarılar, aile hukuku, evlenme, boşanma ve çocukların bakımı,

252-260. ayetlerde: Peygamberlerin dereceleri, imanî esaslar ve imanı kuvvetlendirici örnekler, ölümden sonra tekrar dirilişin örnekleri,

261-273. ayetlerde: Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu ve nasıl sarfedileceği, nerelere sarfedileceğinin öğretilmesi.

274-283. ayetlerde: Borçlunun durumu, faizin kesin olarak yasaklanışı, borç senedinin yazılması ve şahitlikten kaçınmamak,

284-286. ayetlerde: imanın temel ilkeleri ve bir dua örneği yer almaktadır.


[1] M. Esed, Kur’an Mesajı.

[2] M. Esed, Kur’an Mesajı.

1-5: KİTABIN REHBERLİĞİ VE MUTTAKİLERİN ÖZELLİKLERİ

الۤمۤ (1) ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ (2) َالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (3) وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِاْلآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (4) اُولٰئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (5)

“Elif, lâm, Mîm.

İşte bu kitap, onda hiç şüphe yok ki kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir.

Onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

İşte, Rab’lerinin yolunda olanlar ve kurtuluşa erecek olanlar onlardır.” (ayet: 1- 5)

Bakara sûresi Elif, lam, mim’den müteşekkil üç harfle başladıktan sonra Kitap’ın yani, Kur’an’ın şüphelerden uzak, kesin olarak Allah tarafından gönderilen ve o Allah’tan korkan kimseler için yol gösterici olduğunu açıklayan ayetlerle ilk konuya giriliyor.

Sûrenin başındaki Elif, lam, mim harfleri hakkında bir çok görüş ileri sürülmüştür. Kimi müfessirler “dahil olduğu sürenin adıdır, yemindir, yahut manası şudur budur” gibi hayli sözler söylemişlerdir, kimileri de “bunlar Allahu Teâlâ ile peygamberi arasında birer şifredir” demişlerdir.[1] Biz bütün bu tartışmaları bir tarafa bırakarak onları birer harf olarak ve Kur’an’ın birer cüzi olarak ele alıyor. Okuyucunun bunların anlamı konusunda lüzumsuz yere kafa yormasına gerek olmadığına inanıyoruz. Çünkü Kur’an’ın yol göstermesi söz konusu olduğunda bunlar hiçbir şeyi değiştirmiş olmazlar.[2] Nitekim Allahu Teâlâ da Âli İmran sûresi 7. ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor: “Bu kitabı sana indiren Allah’tır. Onda, bir kısmı, anlamları çok açık olan -ki bunlar kitabın özüdür-, bir kısmı da müteşabih (birden fazla anlama gelebilen) iki tür ayet vardır. işte kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için müteşabih olanlara tabi olurlar. Oysa bunların açıklamasını sadece Allah bilir. Ve ilimde derinleşenler: “Biz onların hepsinin Rabbimizin katından olduğuna iman ettik.” derler. Bunu ancak dürüst düşünce sahipleri idrak ederler.” buyuruluyor.

Bu sûre, sanki Fatiha sûresinde mü’min bir kulun Allah’a: “Bizi doğru yola ilet” diye yaptığı içten ve samimi duasının karşılığı olarak Rabbimizin “işte sana doğru yol, eğer bu kitaba tabi olursan cennet nimetine erişenlerden olursun!” şeklindeki bir cevabı ile başlamaktadır: “Bu kitap içinde hiç bir kuşkunun yer almadığı, hiç bir şüphenin bulunmadığı, görmediği halde iman eden, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak eden muttakiler için bir yol göstericidir!”

Bu arada Allahu Teâlâ Kur’an’ın rehber bir kitap, yol gösterici, hidayet olduğunu açıklarken, bu yol göstericiye uyacak kimselerin de vasıflarını bize bildirmektedir. Bu kitap herkese yol göstermez. O, ancak Allah’tan korkan, görmediği halde iman eden, namaz kılan, Allah’ın verdiği rızıktan Allah’ın istediği yerlere infak eden, Allah’ın peygamberlerine indirdiği bütün ayetlere kesin olarak iman ederken ahirete de sanki gözle görür gibi inanan kimselere[3] yol göstericidir. Bu anlatılan özellikler Kur’an’ın gösterdiği rehberliğe tâbi olabilmenin ön şartlarıdır.

İşte bu şartları yerine getiren kimseler Kur’an’ın gösterdiği yolda yürümeye aday kimselerdir. Ve o yolda yürüdükleri zaman da Rab’lerinin yolundadırlar. Sonuçta o yol onları kurtuluşa götürmektedir, felaha götürmektedir.[4]

 رَيْبٌRayb: Şüphe, çelişki, kuşku, zan, ihtiyaç vb. anlamları olan bir kelimedir.

Kur’an spekülasyon ve tahminlere dayanan sıradan metafizik ve din kitaplarına benzemez. Bu tür kitapların yazarları bile kendi teorilerini şiddetle savundukları halde şüpheden eksiklerden ve çelişkilerden birbirini geçersiz kılan düşüncelerden uzak değildir. Oysa Kur’an alemlerin Rabbi olan, gerçeği tam olarak bilip kuşatan Allah tarafından indirilmiştir. Bu sebeple dikkatli ve bozulmamış bir mantık ile okunduğu zaman gerçekten de içinde hiç bir raybın yer almadığı görülür. Ancak anlayışı kıt veya şeytani maksatlar peşinde koşan kimselerin insanlara rayb (çelişki) diye gösterdikleri gerçek dışı ve yanlış uyarlamalara itibar etmemek gerekir. Onlara ancak cahiller ve şeytanın aldattığı kimseler kanar.

 مُتَّقِي Muttaki: Takva sahibi demektir. Takva, sakınma, korunma, korkma anlamlarına gelir. Kelimenin aslı vikaye’den gelmektedir. Bu da bir şeyi ıslah edip düzene sokmak demektir. Takvayı kısaca “Allah’tan korkarak, kötülük işlemekten kaçınıp kendini kötü akıbet olan cehennemden korumak” olarak tarif edebiliriz. Bu ise Allah’ın kitabına tam olarak uymakla gerçekleşir. Bu sebeple her müslüman muttakidir. Çünkü kötü akıbete düşmemek, cehennem azabına müstehak olmamak için islâm dinine girer. Bu da insanın muttaki olmasını yani Allah’ın buyruklarına boyun eğerek Allah’tan korkmasını, kötü akıbetten korunmak için Allah’ın yasak ettiği işlerden kaçınıp, emrettiği şeyleri yapmasını gerektirir.

 غَيب Gayb: Bizim “görmedikleri halde” diye tercüme ettiğimiz kısımda geçen tabir “gayb” kelimesidir. Bu kelimenin anlamı: Türkçe-de “kayıp” dediğimiz kelimenin aslıdır. Var olduğu kesin olan, fakat bizim göremediğimiz, bize saklı gelen şeylere denir. Biz, Allah’ı, melekleri, cinleri, cennet ve cehennemi göremediğimiz halde var olduklarından şüphe etmeden inanıyoruz. Bugün bu inancımıza “gayba iman” denir.


[1]  Hicazi, Furkan Tefsiri.

[2] Mevdudi, Tefhimul Kur’an.

[3] Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili.

[4] Celaleyn Tefsiri.