Kur'an Kavramları

ALLAH

Allah kavramı, belki de açıklaması en zor kavramdır.

“el-ilah” yani, ilahın ta kendisi anlamına gelen “Allah” her şeyin yaracısı, sahibi, hakimi ve hayatın tamamen kendisine ait olduğu, bizim kendisini tam olarak kavramamızın asla mümkün olamayacağı Rab’tir.

Varlığına inanmak, din ile bilim adamlarının zaman zaman tartışma konusu olmuş, din adamları mantıksal olarak onun varlığını isbatlamaya çalışmışlar, bir kısım bilim adamları ise bilimsel olarak ispatlayamadıkları bir şeyi kabul edemeyeceklerini söylemişlerdir.

Diğer bir kısmı ise varlığını inkarın da bilimsel olarak mümkün olmadığı kanaatini dile getirerek, inkarı mümkün olmayan bir şeye inanmanın mümkün olabileceğini hatta, varlığının belgelerinden hareketle, nasıl olduğu konusunda kuşatıcı bir bilgiye ulaşamasak bile, varlığı konusunda asla şüphe ve tereddüde yer olmadığını söylemişlerdir.

Biz, burada daha çok, Kur’an’ın bize tanıttığı ve inanmamızı emrettiği Yüce Rabbimizi, Kur’an’ın tanıttığı şekilde tanımaya çalı-şacağız.

Kur’an’da Allah:

Allah kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 2697 kez yinelenmektedir.  5 kere de “Allahümme” şeklinde geçmektedir.

Allah’ın isim ve sıfatlarından olan bazı kelimeler de Kur’an’da müteaddit defalar geçmektedir. bunlardan bazıları:

Rab: 969 kere,

Alim: 162 kere,

Rahim: 115 kere,

İlah: 112 kere,

Aziz: 99 kere, 

Gafûr/Gaffâr: 98 kere,

Rahmân: 57 kere,

Sem’i: 47 kere,

Kadîr: 45 kere,

Kerîm: 27 kez tekrarlanmaktadır.

Görüldüğü gibi, Kur’an’da en çok geçen Allah isminden sonra “Rab” vasfı geçmektedir. Esmaul Hüsna olarak bilenen 99 güzel isimden çoğu da Kur’an’da geçmektedir. Ayrıca 99 ismin arasında yer almadığı halde Kur’an’da geçen isimlerle birlikte yaklaşık 114 ismi zikredilmektedir. Bu isimlerin, Türkçe karşılığı olan “ad” anlamında değil, vasıf, özellik, sıfat anlamında kullanıldığını bilmek gerekir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın kişisel özelliklerinden ziyade, yarattıklarına yönelik vasıfları öne çıkmaktadır. Kur’an’da, Allah isminden sonra en çok geçen “Rab” ismi de bu gerçeği göstermektedir.

İhlas Sûresi, Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın zatını tanıtmaya yönelik tek sûredir. Ancak bir çok sûrenin bir çok ayetinde de Allah’ın hem zatî hem de diğer vasıfları geçmektedir.

Allah’ın Zatına ait Sıfatlar:

İhlas Sûresi Allah’ın zatını bize şöyle tanıtıyor:

“De ki,

Allah birdir.

Allah samettir.

Baba olmamıştır.

Doğurulmamıştır da.

Hiç bir şey O’nun dengi olamaz.”

“Samet” kelimesi, Hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin kendisine muhtaç olduğu sahip demektir. Baba olmamıştır ve doğurul-mamışdan, biraz Hıristiyan inancındaki Baba, oğul ve Ruhül Kudüs üçleminin kırılmasına yönelik vurgu, biraz da Allah’ın varlığını başka bir varlığa borçlu olmadığı ve kendisinden de ilahi güçlere sahip başka varlıkların türeyemeyeceği vurgusu anlaşılabilir. Bunu destekleyen “samed” vasfı da anlamlı bir bütünlük oluşturmaktadır. Hiç bir şeyin kendisine denk, benzer ve eşit olamayacağı gerçeği de son vur-gulanan özelliğidir.

Bu kısa sûrede, Allah’ı diğer varlıklardan ayırmaya yetecek bir özet bilgi görüyoruz. Buna göre varlığı ikiye ayırıyoruz:

1. Hâlık (yaratan) Allah ve

2. Mahluk (yarattıkları)

Kur’an-ı Kerim, Allah’ı mahluktan ayrı ve mahluku dilediği gibi şekillendiren bir varlık olarak görür. Aradaki farkı;

-Allah evveldir. Ondan önce hiç bir şey yoktur. Mahluku ise Allah  yaratmıştır.

-Allah ahirdir, Ondan sonra hiç bir şey yoktur. Mahluk sonradan yaratıldığı gibi, Allah dilediği zaman yok olur.

-Allah, varlığını kimseye borçlu değildir, mahluk ise varlığını Allah’a borçludur.

-Allah gücünü kendinden alır, mahluk ise, gücünü Allah’tan alır.

-Allah kendi diriliği ile hayattadır. Mahluk ise canlılığını Allah’tan alır.

-Allah ölümsüzdür, mahluk ise ölümlüdür.

-Allah doğmamıştır, canlı mahlukat ise doğarak var olur.

-Allah’ın gücü sınırsızdır, Mahlukun ise sınırlıdır. Allah’ın takdir ettiği ölçü de güç sahibidir, etkindir.

-Allah’ın bilmediği ve habersiz olduğu hiç bir şey yoktur, mahluk ise gaybı bilemez.

-Allah’ın görmediği hiç bir şey yoktur. Mahluk ise, Allah’ın dilediği kadar ve ölçüde görüş kabiliyetine sahiptir.

-Allah’ın dengi ve benzeri hiç bir şey yoktur. Mahlukun ise denk ve benzerleri hatta ondan daha gelişmiş ve güçlere sahip başka varlıklar vardır.

Allah’ın Mahlukata Yönelik Vasıfları:

Allah, her şeyin rabbidir. Tüm mahlukatın sahibidir. Onun için Rabbu’l Alemin denir. Evrenin sahibi anlamına gelir.

“Övgü ve saygı alemlerin rabbi olan Allah içindir.” diye başlıyor Kur’an-ı Kerim Fatiha Sûresine devamında ise:

“O, Rahmandır, Rahimdir. Din gününün hakimidir.” (Fatiha: 2-3)

Rahman ve Rahim kelimeleri, rahmet ve merhamet kelimeleriyle aynı kökten gelmektedir. Acıma, bağışlama, bol lütuf ve ikramda bulunma anlamları içerir. Dünyada tüm varlıklara ve insanlara ihtiyaçları olan herşeyi veren, onlara acıyan, merhamet eden, koruyan, kollayan, barındıran ve yaşatan; ahirette ise iyilere ve kendi yolunda yürüyenlere bol bol ödüller verecek olan O’dur.

“Din gününün hakimi” ifadesi, ahirete yapılan bir vurgudur. Allah’ın ahiretteki vasfıyla ilgili bir açıklamadır. aslında Allah’ın hakimiyeti hem bu dünya için; hem de ahiret için geçerlidir. Yukarıdaki ayetteki vurgu ile, insanların kendilerini ahiret hesabına hazırlamalarını sağlamaya yönelik bir uyarı mahiyetindedir. Allah’a hesap vereceğinizin bilincinde olarak yaşayın demektir.

Şimdi Allah’ın Kur’an’da geçen diğer vasıflarının topluca yer aldığı bazı ayetleri ve içerdikleri anlamlara bir göz atalım:

“Allah, O’ndan başka ilah yoktur. Diri (hayat sahibi) ve yaratıklarının üzerinde gözeticidir. O’nu bir uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan yanında kim şefaat edebilir?

Önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O’nun ilminden -dilediği kadarı hariç- hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun otoritesi, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O’na asla ağır gelmez. O,  çok yücedir, çok büyüktür.” (Bakara: 255)

“O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.

O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Hakim’dir, kutsaldır, esenlik verendir, güven verendir, himaye edendir, güçlüdür, kahredicidir, büyüklük sahibidir. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.

O Allah, yaratan, yoktan vareden, şekil verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yede ne varsa O’nu tesbih eder. O, güçlüdür, Hakim’dir.” (Haşr: 22- 24)

“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de, Allah, onunla sizi hesaba çeker! Sonra da dilediği kimseyi bağışlar! dilediği kimseyi de azaba uğratır. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Bakara: 284)

“Allah, kendisinden başka ilah yoktur. Hayat sahibidir. gözeticidir.

O, sana, önceden indirdiği Tevrat ve İncil’i tasdik eden kitabı hak olarak indirmiştir.

Daha önce, insanlar için yol gösterici ve hakkı batıldan ayıran /Furkanı da indirmişti. Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere/tanımayanlara şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, cezalandırıcıdır.

Allah’a yer ve gökte olanlardan hiç bir şey gizli kalmaz.

Ana rahminde size dilediği gibi şekil veren O’dur. Kendinden başka ilah olmayan, Aziz ve Hakim olan O’dur.” (Âl-i İmran: 2-6)

“(Her şeyden) yüce olan Rabbinin adını tesbih et.

Yaratan ve biçim veren. Takdir eden ve yol gösteren. Merayı/otlağı çıkaran. Ve onu kuru ota çeviren O’dur.” (A’lâ:1-5)

“Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbih ederler. O, azizdir, hakimdir.

Göklerin ve yerin hakimiyeti O’nundur. O, hayat verir; O, öldürür. O’nun her şeye gücü yeter.

İlk ve son O’dur. Ortaya koyan ve gizleyen de O’dur. O, her şeyi bilendir.

Gökleri ve yeri altı günde4 yaratan sonra da Arş’a hakim olan O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, göğe yükseleni bilir. Nerede olsanız O, sizinle beraberdir. Allah, yaptığınız her şeyi görür.

Göklerin ve yerin hakimiyeti O’nundur. Bütün işler Allah’a döner.

Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalblerin özünü bilir.” (Hadid: 1-6)

Aslında Kur’an’ın her ayeti bir tarafıyla Allah’ı bize tanıtan veya Allah’ın bizden yapmamızı isteği emirleri içeren bilgilerle doludur. Ancak biz, burada daha çok Allah’ın kendisini tanımamıza yönelik verdiği bilgileri içeren ayetlere dikkatlerimizi yoğunlaştırıyoruz.

Allah’ın Cismaniyeti Üzerine Tartışmalar:

Kur’an’ın verdiği bilgilerden Allah’ın varlığının cismani, yani maddi, gözle görülür olup olmadığı konusunda bir fikir yürütmek çok zordur. Ancak bu durum, insanın araştırmacı ve tatmin olmaz merakı yüzünden tarih boyunca tartışıla gelmiş, hatta peygamberler bile “Ya Rabbi bana kendini göster” diyerek, O’nu görmek istemişlerdir. Bunlardan birisi ve Kur’an’ın bize bildirdiği Hz. Musa’dır. Musa’nın Allah’ı göremediği, ancak varlığının işaretlerini algıladığı Kur’an’da açıklanır.

“Musa belirlediğimiz yere gelince Rabbi onunla konuştu. Musa dedi ki:

-Rabbim, bana kendini göster de sana bakayım! Rabbi:

-Beni göremeyeceksin fakat dağa bak; dağ yerinde durursa sen de beni göreceksin, dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti. Musa bayılarak yere kapandı. Ayıldığında:

-Senin şanın çok yücedir, sana yöneldim. Sana inananların ilkiyim, dedi.” (A’raf: 143)

Allah’ın cismanî yönü üzerindeki tartışmalar, “Allah arşı istiva etmiştir.” ayeti ile, “arş” konusunda bilgi veren diğer ayetlere dayanır. Genel olarak Allah’ın cismani/maddi bir görünüme sahip olmadığına inananlar, “Allah arşı istiva etmiştir” şeklinde olan ayeti “Allah, hükümranlığı eline almıştır.” şeklinde yorumlarlar.

“Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı aşamada yaratmış, sonra arşı istiva etmiştir. Gece ile kendisini kovalayan gündüzü örter; Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine boyun eğmiş olarak (yaratmıştır).

Dikkat edin, yaratma, emir ve idare yalnızca O’na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!” (A’raf: 54)

Burada, arşı, hükümranlık, otorite, yönetim anlamında düşünebiliriz, ancak aşağıdaki ayeti de aynı paralellikte ele alabilmemiz biraz zor görünüyor:

“Sûr’a tek bir üfürüşle üfürüldüğü zaman…

Yer ve dağlar kaldırılıp birbirine çarpıldığı zaman.

O gün olacak olur. Gök paramparça olur, çünkü o gün zayıf ve güçsüz düşer..

Melekler ise onun çevresindedirler. Rabbinin Arş’ını ise o gün, onların da üzerinde olan sekizi  taşır.

O gün, siz huzura alınırsınız ve hiçbir şeyiniz gizli kalmaz. ” (Hakka: 13-18)

Muhammed Esed, bu ayeti şöyle yorumluyor:

“Allah hem zaman ve hem de mekanda sonsuz / sınırsız olduğu için, onun taht’ı (arşı) tamamen mecazi bir yükleme sahiptir ve Allah’ın mevcut olan veya olabilecek herşey üzerindeki mutlak ve erişilmez derinlikte otoritesini gösterir. Bu sebeple onun tahtının taşınması ancak bir mecaz olabilir. Kur’an bu tezahürün dayandığı “sekiz”in ne veya kim olduğu hakkında bir açıklama yapmaz.” (bkz.Kur’an Mesajı, M. Esed, s. 1182)

Farklı düşünen ve Allah’ı mekanda sonsuz ya da sınırsız görmeyen yaklaşım sahipleri ise, Allah’ın zatının göklerin derinliklerinde olduğuna inanırlar. Allah’ın cismani bir görünüşünün varlığına ve bunu dünya gözüyle bazı kimselerin de görebileceğine inananlar da vardır. Özellikle tasavvufi yaklaşım erbabı, Allah’ı insan suretine benzetir. İnsanı Allah’ın bir hülasası/özü olarak görür. Bakşa bir ifade ile Allah insanın içindedir. Buna dayanak olarak da aşağıdaki ayetleri gösterirler:

“Andolsun ki insanı biz yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf: 16)

“(İşte o gün) onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığında da sen atmadın fakat müminleri güzel bir imtihanla denemek için Allah attı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (Enfal: 16)

“Varlığın özü Allah’tır; görüntüsü mahluktur. Evrende tek varlık vardır o da Allah’tır” görüşünde olanlara vahdeti vücudcular denilir. Bunlardan bazıları o kadar ileri gitmiştir ki kendilerini “Allah” olarak görmeye başlamışlar ve bunu “fenafillah”dan “bekabillah”a yani Allah’ta yok olmaktan “Allah’ta sonsuzlaşmaya” kadar götürmüşlerdir. “Sübhanım şanım ne uludur” diyenler olduğu gibi, “Arşa çıkıp Allah’ı aradım, göremedim; sonra bir de baktım ki arşta oturan benmişim.” diyecek kadar ileri gidenler olmuştur.

Bazen şeytan insana öylesine vehimler fısıldar ki, insan kendisini dev aynasında görür. Allahlık iddiasını bile abartır.

İlmi hiç bir yönü olmayan bu görüşlerin ahlak ve terbiye sınırlarını bile aştığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Kur’an’ın açıkça bilgi vermediği bir konuda insan doğası gereği bazı düşünce ve hayaller içinde olabilir. Ama asla, bu bir inanç ve Kur’an’a ve bilime aykırı bir hayat biçimini meşru kılamaz.