Kur'an Kavramları

İLAH

İlah Kelimesi:

İlah kelimesi “E-lî (le)-He” fiilinden gelir. Lügatte “kulluk etmek, tutkun ve düşkün olmak, şaşırıp kalmak, ısınmak, yönelmek ve alışmak” gibi anlamlara gelir.

İnsanların fıtratında kendisinden üstün olan bir varlığa sığınma, yalvarma ve tapınma ihtiyacı yatar. Çevresinde olup bitenler, gücünün yetmediği olaylar, depremler, fırtınalar, olağan üstü olaylar insanda bir korku uyandırır. Bu gibi durumlarda, insan sığınacağı bir mabud arar. Bu öyle bir mabud olmalı ki, onun ihtiyaçlarına cevap versin, onu rahatlatsın, sıkıntı ve dertlerini gidersin, gönlüne ferahlık versin.

İnsanın ilah edindiği şeye dua etmesine, ondan yardım dilemesine sebep olan düşünce, onun tabiat kanunları üzerinde hükmünü geçirmeye ve tabiat kanunlarının, nüfuzu haricinde bir kuvvete malik olduğunu kabul etmesinden ileri gelir.

İlah kelimesi aslında gerçek tanrıya ait bir isim olmakla beraber Arapça’da genel anlamda tanrı için kullanılan cins ismi durumunda olduğundan batıl tanrılar hakkında da kullanılır. Gerçek ilah olmasa bile çeşitli kimseler tarafından tapınmaya konu edilmiş olan her varlık bu kelime ile ifade edilir. Buna rağmen Kur’an’da ekseriya gerçek ilah hakkında kullanılmış, batıl tanrılar için az kullanılmıştır.

Allah, bu kelimeyi batıl tanrılar hakkında kullanırken ya müşriklerden nakil ve hikaye ettiği sözlerle getirir veya bir zamirle onlara nispet eder. (İlahları, ilahlarınız, ilahın vb.)

CAHİLİYEDE İLAH DÜŞÜNCESİ

1. Cahiliye insanları, ilah olduğuna inandıkları varlıkların şiddet ve sıkıntı anlarında koruyucu olduklarına inanıyorlardı.

“Onlar Allah’ı bırakıp, güya kendileri yardıma mazhar edilecekler ümidiyle ilahlar edindiler.” (Yasin: 74)

Günümüzde de bu inancın bir uzantısı olarak mesela “Kul bunalmayınca hızır yetişmez.” sözü ve insanların bir tehlike anında “Yetiş ya gavs, yetiş ya şeyhim vs.” gibi sözlerini zikredebiliriz.

2. Cahiliye insanları, kendilerine izzet ve güç kaynağı olsun diye ilah ediniyorlardı.

“Onlar, kendileri için bir izzet ve güç kaynağı olsun diye Allah’tan başka düzme ilahlar edindiler.” (Meryem: 81)

Günümüzde ise güç ve şeref elde edebilmek için mevki ve makam sahiplerine yapılan tapınmaları bu grupta zikredebiliriz.

3. Cahiliye insanları, kendilerine sıkıntı anlarında dua edip yardıma çağırdıkları ilahlar seçiyorlardı.

“Allah’ı bırakıp taptıkları yalancı ilahlar, rabbinin azap emri geldiği zaman onlara hiç bir fayda vermedi, ziyanlarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.” (Hud: 101)

“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvaranlardan daha sapık kim vardır? Çünkü yalvardıkları şeyler onların yalvarışlarından habersizdirler.” (Ahkaf: 5)

Bu ilahlara, onların dualarını işiten ve onlara yardım etmeye gücü yeten varlıklar olarak inanıyorlardı. “Halbuki Allah’ı bırakıp da dua ettikleri kimseler hiçbir şey yaratmazlar, onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Sizin ilahınız tek ilahtır.” (Nahl: 20-22)

Günümüzde de bu cahiliye inancının tezahürlerini bir çok yerde çok açık bir şekilde müşahede ediyoruz. Başta kabirler ve türbeler olmak üzere insanların koşuştukları yerlerin yanında, Allah’tan başka yardımını umarak dua ettikleri kimseler arasında (Allah’tan başkasına dua edilmeyeceğini öğreten) peygamberler bile vardır. Evliyalar, şeyhler vs. de bunlar arasındadır.

4. Cahiliye insanları, cinleri, melekleri, putları ve hatta daha önce ölen şahısları da ilah ediniyorlardı.

“Onlar, diriler değil ölülerdir. Ne zaman dirileceklerinin şuuruna da varamazlar.” (Nahl: 21)

Daha önceden kurtarıcı ilan edilip heykelleri dikilen ölü şahısları ilah edinip, onlardan medet uman günümüz cahiliyesi de aynı batıl inançları yaşatmaktadır.

5. Cahiliye insanları, uluhiyyetin (ilahlı-ğın) insanlar arasında paylaşılmadığı ve hepsinden üstün Allah kelimesiyle isimlendirdikleri bir ilah düşüncesine sahiptiler. Diğer ilahlar hakkındaki düşünceleri ise bu en üstün ilahın ilahlığında onların biraz nüfuzu bulunduğu, isteklerinin bu en yüce ilah huzurunda makbul olduğu, istek ve arzuların onların vasıtasıyla tahakkuk ettiği, menfaatleri celp ve zararları def etmenin onların şefaatına bağlı olduğudur. Bu zanları sebebiyle onları Allah gibi ilahlar edinmişlerdir. Bunlardan anlaşılıyor ki bir insan biri”Onlar, kendileri için bir izzet ve güç kaynağı olsun diye Allah’tan başka düzme ilahlar edindiler.” (Meryem: 81)

Günümüzde ise güç ve şeref elde edebilmek için mevki ve makam sahiplerine yapılan tapınmaları bu grupta zikredebiliriz.

6. Cahiliye insanları, kendilerine sıkıntı anlarında dua edip yardıma çağırdıkları ilahlar seçiyorlardı.

“Allah’ı bırakıp taptıkları yalancı ilahlar, rabbinin azap emri geldiği zaman onlara hiç bir fayda vermedi, ziyanlarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.” (Hud: 101)

“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvaranlardan daha sapık kim vardır? Çünkü yalvardıkları şeyler onların yalvarışlarından habersizdirler.” (Ahkaf: 5)

Bu ilahlara, onların dualarını işiten ve onlara yardım etmeye gücü yeten varlıklar olarak inanıyorlardı. “Halbuki Allah’ı bırakıp da dua ettikleri kimseler hiçbir şey yaratmazlar, onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Sizin ilahınız tek ilahtır.” (Nahl: 20-22)

Günümüzde de bu cahiliye inancının tezahürlerini bir çok yerde çok açık bir şekilde müşahede ediyoruz. Başta kabirler ve türbeler olmak üzere insanların koşuştukları yerlerin yanında, Allah’tan başka yardımını umarak dua ettikleri kimseler arasında (Allah’tan başkasına dua edilmeyeceğini öğreten) peygamberler bile vardır. Evliyalar, şeyhler vs. de bunlar arasındadır.

7. Cahiliye insanları, cinleri, melekleri, putları ve hatta daha önce ölen şahısları da ilah ediniyorlardı.

“Onlar, diriler değil ölülerdir. Ne zaman dirileceklerinin şuuruna da varamazlar.” (Nahl: 21)

Daha önceden kurtarıcı ilan edilip heykelleri dikilen ölü şahısları ilah edinip, onlardan medet uman günümüz cahiliyesi de aynı batıl inançları yaşatmaktadır.

8. Cahiliye insanları, uluhiyyetin (ilahlığın) insanlar arasında paylaşılmadığı ve hepsinden üstün Allah kelimesiyle isimlendirdikleri bir ilah düşüncesine sahiptiler. Diğer ilahlar hakkındaki düşünceleri ise bu en üstün ilahın ilahlığında onların biraz nüfuzu bulunduğu, isteklerinin bu en yüce ilah huzurunda makbul olduğu, istek ve arzuların onların vasıtasıyla tahakkuk ettiği, menfaatları celp ve zararları def etmenin onların şefaatına bağlı olduğudur. Bu zanları sebebiyle onları Allah gibi ilahlar edinmişlerdir. Bunlardan anlaşılıyor ki bir insan birisine Allah katında kendisi için şefaatçı edinir, sonra da ona dua eder, ona tazim ve hürmet gösterir, adaklar, kurbanlar sunarsa, onu ilah edinmiş olur.

“Ben O’ndan başka ilahlar edinir miyim? Eğer O çok esirgeyici Allah, bana bir zarar vermek isterse iddia ettiğiniz şeylerin şefaatı bana hiç bir fayda vermez. Onlar beni asla kurtaramazlar.”  (Yasin: 22-23)

“Gözünü aç, halis din yalnızca Allah’ındır. O’nu bırakıp da kendilerine bir takım dostlar edinenler derler ki: ‘Biz bunlara ancak bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.’ Şüphe yok ki Allah, onlarla mü’minler arasında ihtilaf edegeldikleri şeyler hakkında hükmünü verecektir.” (Zümer: 3)

“Onlar, Allah’ı bırakıp kendilerine ne bir zarar ne bir fayda veremiyecek olan şeylere taparlar. Bir de ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır.’ derler.” (Yunus0 18)

9. Cahiliye insanları, ilah seçtiklerinin emrettiğini yapıp nehyettiğinden sakınmaları, helal ve haram kıldığı şeylerde kendisine uyarak emirlerini, kendilerine kanun telakki etmeleri, bizzat emretme ve yasaklama yetkisine sahip olup ondan üstün bir otoritenin olmadığı inancı içindedirler.

“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri, o fasit dinlerinden kendilerine şeriat çıkarıp yapan ortakları mı var?!” (Şura: 21)

“Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih’i ilahlar edindiler. Halbuki onlar da bir olan Allah’a ibadetten başkasıyla emr olunmamışlardır. Ondan başka hiç bir ilah yoktur.” (Tevbe: 31)

Tarih boyu Allah’ın dinini tahrif eden din istismarcıları insanları Allah’ın kanunları yerine kendi uydurdukları kanunları Allah’ın kanunları gibi göstererek aldatmışlar ve doğru inançtan saptırmışlardır.

10. Cahiliye insanları, nefislerinin arzu ve isteklerini her şeyin üzerinde görüyorlardı.

“Gördün mü o heva ve hevesini ilah edinen kimseyi? Şimdi onun üzerine sen mi, bir bekçi olacaksın.” (Furkan: 43)

Günümüzde ise insanlar Allah’ın emrettiklerinden ziyade kendi nefislerinin istek ve arzularını  üstün tutarak ilah edinmiş oluyorlar.

11. Cahiliye insanları, Allah’a kız ve oğul isnat ediyorlardı.

“Cinleri Allah’a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştı. Bir de hiç bir bilgiye dayanmaksızın, O’na oğullar ve kızlar yakıştırıp, uydurdular. O ise nitelendire geldikleri şeylerden, yücedir, uzaktır.” (En’am: 100)

Günümüzdeki Yahudi, Hıristiyan Yehova Şahidleri gibi batıl dinlere inanan insanları bu grupta sayabiliriz.

12. Cahiliye insanları, puta taş olarak değil, içinde var olduğuna inandıkları ilahi güçten istifade için tapıyorlardı. Bu putları Allah’ı sevdikleri kadar seviyorlardı.

“İnsanlar içinde Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar bu eş ve ortakları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgisi ise her şeyden güçlüdür.” (Bakara: 165)

Beşeri ideolojilere inananların anıt mezarlardaki liderlerine gidip ona mektup yazarak, onun var olduğuna inandıkları gücünden istifade etmek isteyerek batıl inançlarını yaşıyorlar. Bu cahil insanlar bunları Allah’tan fazla sevip, sayıyorlar.

13. Cahiliye insanları, herhangi bir sebeple ilahların öfkesini çeker veya kendilerine olan iyiliğini ve merhametini kaybederse, hastalık, kıtlık, mal ve can noksanlığı gibi musibetlere uğrarız diye ilahlarından korkuyorlardı.

“Ben O’na eş tanıdığınız şeylerden hiçbir zaman korkmam. Meğer ki Rabbim, hakkında bir şey dilemiş olsun.” (En’am: 80)

“Biz tanrılarımızdan kimisi seni fena çarpmış, demekten başka bir şey söylemeyiz.” (Hud: 54)

NEDEN BAŞKA İLAHLAR

EDİNİYORLAR?

Bunun nedenlerini 4 ana başlıkta inceleyebiliriz:

1. Müşriklerle ilgili sebepler.

2. Dış etkenler.

3. Rasul ve mü’minlerle ilgili bahaneler.

4. Putlarda (ilahlarda) düşünülen özellikler.

1. MÜŞRİKLERLE İLGİLİ SEBEPLER

a) Düşünmediklerinden:

“Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan, sağırlara üstelik hiç akılları ermiyorsa sen mi duyuracaksın.” (Yunus: 42)

b) Akletmediklerinden:

“Küfre sapanların örneği, çağırma ve bağırmadan başka bir şeyi duymayıp haykıranın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bundan dolayı akıl erdiremezler.”  (Bakara: 171)

c) Bilgisizlikten:

“Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden, ve ona sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne kadar da az öğüt alıp düşünüyorsunuz.” (Neml: 61-62)

d) Şüphecilikten:

“Sizden öncekilerin, Nuh kavminin Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah’dan başkası bilmez. Peygamberleri onlara apaçık belgelerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına ittiler ve dediler ki: Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkar ettik ve bizi kendisine çağırmakta olduğunuz şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.” (İbrahim: 10)

e) Allah’ı kendileri veya öbür yaratıklar ile kıyas etmeleri:

“Onlar Allah ile cinler arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten azab için getirilip hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.” (Saffat: 158)

f) Heva ve hevesine uyduklarından:

“Aslında bu putlar sizin ve atalarınızın isimlendirdiğiniz kuru ve keyfi isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili ispatlayıcı hiç bir delil indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin alçak heva olarak arzu ettiklerine uymaktadırlar. Oysa andolsun, onlara Rabblerinden yol gösterici gelmiştir.” (Necm: 23)

g) Kibirlendiklerinden:

“Ad kavmine gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki ‘Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?’ Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah’ı görmediler mi? O kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi bilerek inkar ediyorlar.” (Fussilet: 15)

2. DIŞ ETKENLER

a) Gelenek ve görenekleri yüzünden:

“Hani, babasına ve kavmine ‘siz niye kulluk ediyorsunuz?’ demişti. Demişlerdi ki: ‘Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz’ Dedi ki: ‘Çağırdığınız zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Ya da size bir yararları dokunuyor mu veya zararları?’ ‘Hayır’ dediler. Biz atalarımızı böyle yaparken bulduk.” (Şuara: 70-74)

b) Hüküm ve otorite sahiplerinin baskıları sonucu:

“Firavun dedi ki ‘Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım.” (Şuara: 29)

“Firavun dedi ki: ‘Ona ben size izin vermeden önce mi inandınız? Hiç tartışmasız o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür, öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp, sallandırıcağım.” (Şuara: 49)

c) Refah içinde yaşamaları sonucu:

“Biz hangi ülkeye bir uyarıcı-korkutucu gönderdikse, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri ‘Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz.’ demişlerdir. Ve ‘Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve biz azaba uğratılacak da değiliz’ de demişlerdir. De ki: ‘Şüphesiz benim Rabbim, rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.” (Sebe: 34-36)

d) Şeytanın aldatması sonucu:

“Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp da güneşe secde ederlerken buldum, onlara şeytan yapmakta olduklarını süslemiştir, böylece onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.” (Neml: 24)

3. RASUL VE MÜ’MİNLERLE

İLGİLİ BAHANELERİ

a) Rasulün insan olması:

“Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyankşey., onların ‘Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?’ demelerinden başkası değildir.” (İsra: 94)

b) Rasulün maddi yönden zayıf olması:

“Ey Şuayb, dediler: ‘Senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp anlamıyoruz. Doğrusu biz seni içimizde zayıf da görüyoruz. Eğer yakın çevren olmasaydı, gerçekten biz seni taşa tutar öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” (Hud: 91)

c) Makamperestlik:

“Ve dediler ki: ‘Bu Kur’an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?’ Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırmaktadırlar. Dünya hayatında onların maişetlerini aralarında biz paylaştırdık ve onlardan bir bölümü diğer bir bölümünü teşhir etmesi için, bir bölümünü bir bölümü üzerinde derecelerle yükselttik. Senin Rabbinin rahmeti, onların toplayıp-yığmakta olduklarından daha hayırlıdır.” (Zuhruf: 31-32)

d) Dünyevi gaye vehmi:

“Onlar ‘Siz ikinizi, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde saltanat ve hakimiyet elde etmek için mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz’ dediler.” (Yunus: 78)

(Peygamberleri dünya hakimiyetini elde etmek istediğini zannediyorlardı.)

e) İmtihancı zihniyet:

“Ey Hud, dediler: Sen bize apaçık bir mucize ile gelmiş, değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de değiliz.” (Hud: 53)

(Müşrikler, doğru inancı, doğru yolu gösteren bir resul değil, bir sihirbaz veya hayallerinin buyurduğu her şeyi -olsun- demekle gerçekleşecek üstün kudretli birini bekliyorlardı.)

f) Mü’minlerin sadeliği:

“Dediler ki ‘Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken biz sana inanır mıyız?” (Şuara: 111)

(İman edenlerin sade insanlar olmaları, kibirli, gönülden habersiz, ruhu maddeleşmiş müşriklerin prestijlerini alt üst edeceğini zannediyorlardı.)

4. PUTLARDA (İLAHLARDA)

DÜŞÜ-NÜLEN  ÖZELLİKLER

a) Şefaatçilik:

“Allah’ı bırakıp kendilerine zarar veremeyecek, yararları da dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve ‘bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’ derler. De ki: Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O,sizin şirk katmakta olduklarınızdan uzak ve yücedir.” (Yunus: 18)

“Haberin olsun, halis olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler ‘biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.’ Hiç şüphesiz Allah, kendi aralarında, ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete eriştirmez.” (Zümer: 3)

b) Zararlarından korkmak:

“Ey Hud, dediler, ‘biz, bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır, demekten başka bir şey söylemeyiz.’ De ki: Allah’ı şahid tutarım, sizde şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk katmakta olduklarınızdan uzağım”  (Hud: 54)

c) Aşırı tazim:

“Allah, ‘Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin’ dediğinde ‘Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen’de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri bilen Sen’sin Sen.” (Maide: 116)

d) Sevgi:

“İbrahim dedi ki ‘Siz, gerçekten Allah’ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi bağı olarak edindiniz. Sonra kıyamet günü, bir kısmınız bir kısmınızı inkar edip tanımayacak ve bir kısmınız bir kısmınıza lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiç bir yardımcınız da yoktur.” (Ankebut: 25)