1. Cüz

FATİHA SÛRESİ

Adı: Önsöz, açış anlamına gelen Fatiha’dır. Bazı sûrelerin dışında hemen hemen her sûre, o sûrenin içinde geçen bir kelime ile isimlendirilir. Fakat, bu sûrenin en meşhur ismi sûrede bir kelime olarak geçmeyen Fatiha’dır. Buna benzer bir başka sûre ise ihlas sûresidir. ihlas kelimesi de o sûrede geçmediği halde konusu; ihlas, yani Allah’ı birlemek ve saf bir şekilde tanımak olduğundan bu ismi almıştır. Bu tür sûrelerin tek adı yoktur, birçok adı vardır, Fatiha sûresinin diğer isimleri: Fatihatül kitap (kitabın başlangıcı, açılışı) Ümmül Kur’an (Kur’an’ın temeli, esası, anası) es-seb’ul-mesani (tekrarlanan yedi ayet) Şifa sûresi, Esasül-Kur’an, Sûretül-Hamd, Sûretül dua gibi daha bir çok isimleri vardır.

İndiriliş Dönemi: Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre, Mekke’de nazil olmuştur. Medine nazil olduğunu söyleyenler de vardır. Fakat bu görüş son derece zayıftır. Zira namaz Mekke’de iken farz kılınmıştı ve Müslümanlar da bütün namazlarında Fatiha’yı okuyorlardı. Yine Mekke’de iken nazil olduğunun bir başka delili de Mekke’de nazil olduğunda ittifak edilen Hicr Sûresi’nin  “Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi (ayeti) ve büyük Kur’an’ı verdik” (Hicr: 87) ayetidir.

Sûrenin Konuları: Bu sûre, Allah’ın kendi kitabını okuyanlara öğrettiği bir duadır. Aynı zamanda kendi ulûhiyetini ve rububiyetini tanıttığı bir sûredir.

1-3 ayetlerde: Allah’ın ilahlığından ve rabliğinden bahsediliyor.

4-7 ayetlerde: İnsanlara, Allah’a karşı daima yapmaları gereken temel bir dua öğretiliyor.

1. FATİHA SÛRESİ

(Mekke döneminde inmiştir. 7 ayettir. Adı: “açan”, “açış” anlamına gelir. Nüzul Sırası: 5)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

1-3. Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün hakimi Allah’a mahsustur.

4. Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

5. Bizi doğru yola, nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet.

6-7. Gazaba uğrayanların ve sapanların değil..

2. BAKARA SÛRESİ

(Medine’de inmiştir. Kur’an’ın en uzun sûresidir. Bakara ismini, 67-73. âyetlerde anlatılan “Sığır kurban etme” kıssasından almıştır. 286 âyettir. Nüzul Sırası: 87)

1-20. Ayetler: Kur’an’ın yol göstericiliği, muttakilerin (Allah’tan gereği gibi korkan ve günahlardan korunan mü’minlerin) özellikleri, kâfirler, münafıklar ve özellikleri.

21-29. Ayetler: Hidayeti kabul etmeye, alemlerin rabbine boyun eğip, Kur’an’a uymaya ve öldükten sonra dirilmeye davet.

30-39. Ayetler: insanın yaratılış tarihi, varoluş gayesi ve dünyadaki görevleri, bu görevleri nasıl yerine getirebileceği ve şeytanın saptırıcılığı.

40-120. Ayetler: İsrail oğullarının doğru yola davet edilmesi, tarihlerinden bazı kesitlerin verilerek, bulundukları sapık gidişattan kurtulmaları için uyarılar.

40-120. ayetler: İsrail oğullarının doğru yola davet edilmesi, tarihlerinden bazı kesitlerin verilerek, bulundukları sapık gidişattan kurtulmaları için uyarılar.

40-46: İsrailoğulları

47-74: İsrailoğulları’nın tarihlerinden kesitler ve uyarilar

102: Hârut ve mârut

104: Ey iman edenler!

106: Nesh

107-109: Allah’ın hakimiyeti ve Yahudilerin peygambere karşı kıskançlığı

110-112: Gerçek iman

113- 123: Yoldan sapanlar ve tartişmalar

114: Mescidler ve yönler Allah’ındır

116: Allah’a iftira ve cahillerin sözleri

120-123: Ehli kitabın tavırları ve ehli kitapla ilişkiler

121-141. Ayetler: Hz. İbrahim Peygamber ve önderliği, O’nun dinine uyulmasının gerekliliği

124-134: Önder ibrahim

135-141: Hz. ibrahim’in dinine uymak

137-138: Allah’ın boyası

142-150: Kıblenin değişmesi ve örnek toplum

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla …

1. Elif, lâm, Mîm.

2-3.  İşte bu kitap, onda hiç şüphe yok ki kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir.

4. Onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

5. İşte, Rab’lerinin yolunda olanlar ve kurtuluşa erecek olanlar onlardır.

6. Kafirlere gelince, onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

7. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinde de perde vardır ve onlar için büyük bir azap vardır.

8. İnsanlardan bir kısmı da inanmadığı halde:

‑Allah’a ve ahiret gününe inandık, diyen kimselerdir.

9. Allah’ı ve inananları aldatmaya uğraşırlar, ama kendilerinden başkasını aldatamalar da farkında olmazlar.

10. Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. Onlara, yalan söylemelerinden dolayı acı veren bir azap vardır.

11. Onlara: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” dendiği zaman:

‑Bizler sadece ıslah edicileriz, derler.

12. İyi bilin ki asıl bozguncular kendileridir, fakat farkında değillerdir. Onlara:

13. ‑Siz de insanların inandığı gibi inanın! denilince:

‑Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım? derler. Dikkat edin! Asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.

14. İnananlara rastladıkları zaman:

‑İnandık, derler. şeytanları ile baş başa kalınca da:

‑Biz, sizin yanınızdayız. Onlarla sadece alay ediyoruz, derler.

15. Allah da onlarla alay eder ve onları taşkınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakır.

16. Onlar, hidayet yerine sapıklığı satın aldılar da alış verişleri kar getirmedi ve doğru yolu bulanlar olmadılar.

17. Onların hali, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimsenin haline benzer. Ateş çevresindekileri aydınlattığı sırada Allah onun ışığını giderir ve onları karanlıklar içerisinde görmez bir halde bırakır.

18. Onlar sağır, dilsiz kör kalarak bir daha dönmezler.

 19. Yahut, onlar gökten boşanan bir yağmura tutulmuş kimselere benzerler. O yağmurda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır. Onlar da yıldırımlardan ve ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Şüphesiz Allah kafirleri çepeçevre kuşatmıştır.

20. Şimşek gözlerini kamaştırır gibi olur; şimşek parıldadığında yürürler, ortalık birden kararınca da orada dikilip kalıverirler, eğer Allah isteseydi onları sağır ve kör ederdi. Allah’ın her şeye gücü yeter.

21-29. ayetler: Hidayeti kabul etmeye, alemlerin rabbine boyun eğip, Kur’an’a uymaya ve öldükten sonra dirilmeye davet.

21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O’na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.

22. O, sizin için yeryüzünü döşedi ve gökyüzünü bina etti. Gökten su indirip onunla size rızık olsun diye ürünler yetiştirdi. Öyleyse, bile bile Allah’a eş koşmayın.

23. Kulumuza indirdiğimiz (Kur’an) dan bir şüpheniz varsa; haydi, siz de ona benzer bir sûre getirin. Eğer doğru sözlüler iseniz Allah’tan başka güvendiklerinizi de yardıma çağırın.

24. Eğer bu işi yapamazsanız ‑ki elbette yapamayacaksınız‑ o zaman, kafirler için hazırlanan ve yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi koruyun.

25. İman edenler ve doğruları yapanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele!..

Ne zaman oradaki meyvelerden rızıklandırılsalar:

‑Bu, daha önce de rızıklandığımız şey! diyecekler. O meyveler kendilerine dünyadakilerin bir benzeri olarak verilecektir ve orada onlar için tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır.

26. Allah, bir sivrisineği ve onun üzerinde bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İman edenler, onun Rab’lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler, ama kafirler:

‑Allah, bu misalle ne demek istiyor? derler. Allah, bu misalle bir çoklarını şaşkınlıkta bırakır, bir çoklarını da doğru yola çıkarır, şaşkın bırakılanlar yalnızca yoldan çıkanlardır.

27. Ki onlar, Allah ile yapılan sözleşmeyi kabul ettikten sonra bozanlar, Allah’ın, birleştirilmesini emrettiği şeyi parçalayanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. İşte kaybedecek olanlar onlardır.

28. Nasıl olur da Allah’a karşı nankör olabilirsiniz? Oysa, siz cansız iken, size o can verdi. Sonra sizin yine canınızı alacak; sonra da sizi diriltecek ve sonunda yine yalnızca O’na döndürüleceksiniz.

29. Yeryüzündeki her şeyi sizin için yaratan sonra gökyüzüne yönelip yedi kat gök olarak düzenleyen ve her şeyi bilen O’dur.

30-39. ayetler: insanın yaratılış tarihi, varoluş gayesi ve dünyadaki görevleri, bu görevleri nasıl yerine getirebileceği ve şeytanın saptırıcılığı.

30. Rabbin meleklere:

‑Ben yeryüzünde bir yönetici yaratacağım, demişti. Melekler de:

‑Yeryüzünde bozgunculuk edecek, kan dökecek birilerini mi yaratacaksın? Oysa biz seni durmadan hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz, dediler.

‑Sizin bilmediğiniz şeyleri ben bilirim, dedi. Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek:

31. ‑Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin, dedi.

32. ‑Sen yücesin! Yalnız sen eksiklikten uzaksın senin bize öğrettiğinden başka bizim hiç bir bilgimiz yoktur. Bilen ve hüküm veren sensin, dediler.

33. Allah: “Ey Adem! Onlara, bunların isimlerini haber ver” dedi. Adem de meleklere onların isimlerini haber verince Allah: “Size göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim demedim mi? Sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de ben bilirim” dedi.

34. Meleklere:

‑Adem için secde edin, demiştik de onlar da hemen secde edivermişlerdi. Sadece İblis kaçınmış, büyüklenmiş ve kafirlerden olmuştu.

35. ‑Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz, dedik.

Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırdı, onları bulundukları yerden çıkardı. Biz de onlara:

36. ‑Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz, dedik.

37. Adem, Rabbinden emirler aldı, onları yerine getirdi. Bunun üzerine, Rabbi de tevbesini kabul etti. Nitekim O, tevbeleri daima kabul eden ve merhametli olandır.

38. ‑Hepiniz oradan inin, dedik. Tarafımdan size bir yol gösterici gelecektir; benim yol göstericime uyan kimselere hiçbir korku yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.

39. Yol göstericimi tanımayıp, ayetlerimizi yalan sayanlar, cehennem halkıdır. Onlar, orada temelli kalacaklardır.

40. ‑Ey İsrailoğulları, Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü tutun ki ben de size verdiğim sözü tutayım. Yalnızca benden korkun!

41. Elinizde bulunan Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğim Kur’an’a inanın ve onu inkar edenlerin ilki siz olmayın. Ayetlerimi az bir pahaya satmayın; yalnızca benden korkun!

42. Hakka batılı karıştırmayın, bile bile hakkı gizlemeyin.

43. Namazı kılın, zekatı verin, (Allah’ın emrine) boyun eğenlerle boyun eğin.

44. İnsanlara iyiliği emredersiniz de kendinizi unutur musunuz? Kitabı okuyup durduğunuz halde düşünmez misiniz?

45‑46. Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Rab’lerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve Allah’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir.

47. ‑Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar toplumlara üstün kıldığımı hatırlayın.

48. Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım da görülmeyeceği bir günden kendinizi koruyun.

49. Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun Hanedanı’ndan sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

50. Ve sizin için denizi yardık, sizi kurtarıp; gözünüzün önünde, Firavun Hanedanı’nı suda boğmuştuk.

51. Musa ile kırk gece için sözleşmiştik ama siz zalimlik ederek onun arkasından buzağıya tapınmıştınız.

52. Bundan sonra da yine belki şükredersiniz diye sizi affetmiştik.

53. Doğru yola gelesiniz diye Musa’ya kitabı ve furkanı vermiştik.

54. Musa kavmine:

‑Ey halkım! Siz buzağıyı ilah edinerek kendinize yazık ettiniz. Hemen yaratıcınıza tevbe edip, nefislerinizin hakkından geliniz. Böyle yapmanız, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır, o daima tevbeleri kabul eden ve acıyan olduğu için tevbenizi kabul eder, demişti.

55. ‑Ey Musa, Allah’ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız, demiştiniz de, gözünüz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

56. Ölümünüzden sonra belki şükredersiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.

57. Bulutlarla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın gönderdik.

‑Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yiyin, dedik. Onlar bize değil ancak kendilerine zulmediyorlardı.

58. Hani:

‑Şu kasabaya girip, dilediğiniz yerden istediğinizi bol bol yiyin. Kapısından secde ederek girin ve “bağışla” deyin de sizi bağışlayalım. Güzel davrananların mükafatını da artıralım, demiştik.

59. Fakat, zulmedenler kendilerine söylenmiş olan sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zalimlere, günah işleyerek yoldan çıktıkları için gökten kahredici bir azap indirmiştik.

60. Musa, halkı için su aradığında:

‑Değneğinle taşa vur, dedik. Ondan on iki pınar fışkırdı ve her grup su içeceği pınarı öğrenmişti. Allah’ın rızkından yiyin, için; fakat yeryüzünde bozguncular olarak, taşkınlık yapmayın!

61. Sizin de:

‑Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe dayanamayız bizim için Rabbine dua et de bize yerde biten sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın, dediğiniz zaman, Musa:

‑Hayırlı olanı, daha aşağı olanlarla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehre inin, orada istediğiniz var, demişti. ve onlara alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, onların Allah’ın ayetlerini tanımamalarından, peygamberlerini haksız yere öldürmelerinden dolayı idi. Bu, isyan etmelerinden ve sınırı aşmalarından dolayı idi.

62. Şüphesiz İnananlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler’ den kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve doğru olanı yaparsa; onlara Rab’leri yanında mükafatlar vardır. Onlara bir korku da yoktur, üzülmeyeceklerdir.

63. Sizden sapasağlam söz almıştık. Dağı da üzerinize kaldırmış:

‑Allah’a karşı gelmekten sakınabilmeniz için size verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onun içindekileri aklınızda tutun, demiştik.

64. Bundan sonra yine yüz çevirmiştiniz; eğer Allah’ın size bol nimet ve merhameti olmasaydı, elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

65. İçinizden cumartesi gününde yasağı çiğneyenleri de elbette biliyorsunuz. İşte biz onlara: “Hor ve aşağılık maymunlar olun.” dedik. 66. Böylece onların akıbetini hem önlerinde bulunanlar için, hem de kendilerinden sonra gelecekler için bir ibret ve Allah’tan korkanlar için de bir öğüt vesilesi yaptık.

67. Hani Musa, kavmine:

‑Allah, size bir inek kesmenizi emrediyor, demişti. Onlar:

‑Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. Musa da:

‑Ben cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, demişti.

68. ‑Rabbine bizim için dua et de bize onun nasıl bir şey olduğunu açıklasın, dediler. O: “Allah, onun ne pek yaşlı ne de pek körpe, ikisi ortası bir inek olduğunu söylüyor. Artık size emredilen şeyi yapın” dedi.

69. ‑Bizim için Rabbine dua et de, onun ne renk olduğunu bize iyice açıklasın, dediler. Musa:

‑Allah, onun, bakanların içini açan, parlak sarı bir inek olduğunu söylüyor, dedi.

70. Onlar:

‑Rabbine dua et, bize açıkça bildirsin. Çünkü bizce inekler birbirine benzer. Allah dilerse elbette biz hidayete erenlerden oluruz, dediler.

71. Musa:

‑Rabbim, onun yeri sürüp ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir inek olduğunu söylüyor, dedi.

‑Şimdi gerçeği bildirdin, deyip ineği kestiler; az kalsın bunu yapmayacaklardı.

72. Siz bir kimseyi öldürmüş ve suçu birbirinize atmıştınız, oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

73. ‑Bir parçasıyla ona vurun, dedik. İşte Allah ölüleri de böyle diriltir. Ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir.

74. Sonra kalpleriniz yine katılaştı. Taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim öyle taşlar vardır ki, içlerinden ırmaklar kaynar, öyle taşlar var ki Allah korkusundan yukarıdan aşağıya yuvarlanırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

75. Size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki Allah’ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu bozarlardı.

76. İnananlarla karşılaştıkları zaman “inandık” derler, birbirleriyle yalnız kaldıklarında:

‑Rabbinizin yanında size karşı delil getirsinler diye mi, Allah’ın size açıkladığını onlara anlatıp duruyorsunuz? Bunu akıl etmiyor musunuz? derlerdi.

77. Onlar, gizlediklerini de açıkladıklarını da Allah’ın bildiğini bilmiyorlar mı?

78. Onların bir kısmının okuyup yazması yoktur. Kitabı bilmezler, bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardır. Onlar yalnızca zanneder dururlar.

79. Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir paraya satabilmek için:

‑Bu, Allah katındandır, diyenlerin vay haline! Vay ellerinin yazmış olduğundan dolayı başlarına geleceklere! Kazandıklarından dolayı vay onların haline!

80. ‑Ateş bize sayılı bir kaç günden başka dokunmayacaktır, derler.

Onlara:

‑Allah katından bir söz mü aldınız? Eğer, öyle ise Allah sözünden dönmez; yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? de.

81. Gerçek şu ki, günah işleyip günahı kendisini kuşatmış olan kimseler, cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

82. İman edip doğruları yapanlara gelince işte onlar cennetliklerdir. Onlar da orada ebedidirler.

83. İsrail oğullarından:

‑Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anaya, babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edin, insanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekatı verin! diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız dışında sözünüzden döndünüz ve hala da dönmeye devam ediyorsunuz.

84. Sizden “Boş yere kanınızı akıtmayınız, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayınız.” diye söz almıştık; sonra siz de söz vermiştiniz ve hala buna şahitlik ediyorsunuz.

85. Buna rağmen, yine birbirinizi öldüren, aranızdan bir grubu yurtlarından süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, ‑onları çıkarmak haramken‑ size esir olarak geldiklerinde fidyelerini veren kimselersiniz; yoks siz, kitabın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?

Şu halde içinizden böyle yapanın cezası dünya hayatında rezil olmak ve kıyamet gününde azabın en şiddetlisine uğratılmaktan başka nedir? Allah sizin yaptıklarınızın hiçbirinden gafil değildir.

86. İşte onlar, ahireti satıp, dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azap hiç hafifletilmeyecektir. Ve onlar, hiç bir yardım da göremeyeceklerdir.

87. Andolsun Musa’ya kitap verdik. O’ndan sonra da birbiri ardınca peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da belgeler verdik ve O’nu Ruhu’l‑Kudüs’le destekledik size ne zaman bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirse, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp bir kısmını da öldüreceksiniz, öyle mi?!

88. ‑Kalplerimiz perdelidir! Dediler. Hayır, Allah, inkarları yüzünden onları lanetlemiştir. Ancak onların çok az bir kısmı inanır.

89. Allah katından, onlara, yanlarında bulunan (Tevrat)ı tasdik eden bir kitap geldiği zaman; daha önce kafirlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerken; onlara, bildikleri şey gelince onu inkar ettiler. Allah’ın laneti kafirlerin üzerinedir.

90. Allah’ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah’ın indirdiğini inkar etmekle kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar, bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. Kafirlere alçaltıcı bir azap vardır.

91. Onlara:

‑Allah’ın indirdiğine inanın, dendiği zaman:

‑Biz, bize indirilene inanırız, deyip ondan sonra geleni (Kur’ an’ı) inkar ederler; halbuki O, ellerinde bulunan Tevrat’ı tasdik eden hak bir kitaptır, Onlara:

‑Gerçekten size indirilene inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz? de!

92. Musa, size apaçık delillerle gelmişti de sonra O’nun ardından buzağıyı ilah edinmiştiniz. İşte siz, böyle zalimlersiniz.

93. Bir vakit de sizden üzerinize dağı kaldırarak kesin söz almıştık:

‑Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin, demiştik.

‑İşittik ve karşı geldik, dediler de küfürleri yüzünden gönüllerine buzağı sevgisi sindirildi. De ki:

‑Eğer mümin iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor!

94. De ki:

‑Eğer gerçekten, Allah katında ahiret yurdu kimsenin değil yalnız sizin ise; sözünüzde doğru iseniz, haydi ölümü temenni ediniz!

95. Ama, hayır, elleriyle işlediklerinden dolayı ölümü hiç bir zaman istemezler. Allah, elbette zalim olanları en iyi bilendir.

96. Sen onları öteki insanların hayata en düşkünlerinden; hatta, Allah’a ortak koşanlardan bile yaşamaya daha düşkün bulursun. İçlerinden bazıları bin yıl yaşamak ister; oysa bu onları azaptan kurtaracak değildir. Zira Allah, onların yaptıklarını görendir.

97. De ki:

‑Cebrail’e düşman olan bilsin ki O, daha önceki kitapları doğrulayan, mü’minler için yol gösterici ve müjde olan Kur’ an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine indirmiştir.

98. Kim Allah’a, Meleklerine, elçilerine Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa, şüphesiz Allah da o kafirlerin düşmanıdır.

99. Andolsun biz, sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkar etmez.

100. Onlar ne zaman bir söz vermişlerse, içlerinden bir grup bu sözü bozup atmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmezler.

101. Onlara ne zaman yanlarında olanı tasdik eden bir elçi gelse kendilerine kitap verilenlerden bir grup sanki Allah’ın kitabını bilmiyorlarmış gibi arkalarına atarlar.

102. Onlar şeytanların Süleyman’ın saltanatı hakkında uydurdukları şeylere tabi oldular. Oysa Süleyman kafir değildi. Fakat insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir idi. Onlar insanlara büyüyü Babil’deki iki meleğe, Harut ile Marut’a indirileni öğretiyorlardı. O ikisi:

‑Biz bir imtihan vesilesiyiz, sakın kafir olma! demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. O ikisinden karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Allah’ın izni olmadıkça hiç kimseye onunla bir zarar verebilecek değillerdi. Onlar kendilerine faydalı olanı değil zararlı olanı öğreniyorlardı. Andolsun onlar o büyüyü satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şeyin ne kadar kötü olduğunu keşke anlasalardı!

103. Keşke onlar iman edip korunmuş olsalardı, elbette Allah katında verilecek sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

104. ‑Ey iman edenler! “Râinâ” (bizi gözet) demeyin “unzurnâ” (bize bak) deyin ve sözü dinleyin, kafirler için çok acı bir azap vardır.

105. Kitap ehli olan kafirler de, müşrikler de size Rabbinizden hiçbir hayır indirilmesini istemezler. Allah ise rahmetiyle dilediği kimseyi seçerek ihsanda bulunur. Şüphesiz Allah en büyük lütuf ve ihsan sahibidir.

106. Biz neshettiğimiz veya unutturduğumuz bir ayetin yerine ya ondan daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah’ın her şeye gücünün yettiğini bilmez misin?

107. Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah’a ait olduğunu ve sizin Allah’tan başka bir koruyucunuz ve bir yardımcınızın olmadığını bilmez misin?

108. Yoksa siz de daha önce Musa’nın sorguya çekildiği gibi Peygamberiniz’i sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Kim imanı, küfür ile değiştirirse doğru yoldan sapmış olur.

109. Kitap ehlinden olanların bir çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki kıskançlık yüzünden, sizi inanmanızdan sonra tekrar küfre döndürmeyi arzu ederler. Öyleyse onlara Allah’ın emri gelinceye kadar ilişmeyiniz, kendi hallerine bırakınız şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.

110. ‑Namazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden ne hayır yollarsanız Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı en iyi görendir!

111. ‑Yahudi ve Hıristiyan olanlardan başkası cennete giremeyecek! dediler; bu onların kuruntusudur. Onlara de ki:

‑Eğer doğru söylüyorsanız, delilinizi getirin.

112. ‑Hayır, işini güzel yaparak kendini tamamen Allah’a teslim eden kimse cennete gidecektir. Rabbi katında ona mükafat vardır. Onlara hiç bir korku yoktur. Üzülecek de değillerdir.

113. Hepsi de (kendilerine indirilen) kitabı okuyup durdukları halde, Yahudiler, Hıristiyanların (doğru) bir şey üzerinde olmadıklarını söylerken, Hıristiyanlar da Yahudilerin (doğru) bir yol üzerinde olmadıklarını söylemektedirler. Bilmeyenler de aynen onların sözlerini söylüyorlar. Allah ise kıyamet günü ihtilafa düştükleri konu hakkında, aralarında elbette hükmünü verecektir.

114. Allah’ın mescitlerinde O’nun isminin anılmasını engelleyenlerden ve onları yıkmaya çalışanlardan daha zalim kim vardır? Onların, oralara girmemeleri, girseler bile korka korka girmeleri gerekir. Onlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.

115. Doğu da Allah’ındır batı da, ne tarafa yönelirseniz yönelin Allah’ın yönü orasıdır. Şüphesiz Allah her şeyi kuşatandır, bilendir.

116. ‑Allah çocuk edindi, diyorlar. Hâşâ! O bundan münezzehtir. Bilakis, göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmiştir.

117. O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Bir şeyin olmasını istediği zaman ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.

118. Bilmeyenler:

‑Ne olur Allah bizimle konuşsa veya bize bir ayet gelse! demektedirler. Onlardan öncekiler de tıpkı onların söyledikleri gibi söylemişlerdi; kalpleri (nasıl da) birbirine benzemiş. Oysa biz, iyice bilmek isteyen bir toplum için ayetlerimizi apaçık göstermişizdir.

119. Biz seni hem müjdeci, hem de korkutucu olarak hak ile gönderdik. Cehennem halkından sen sorumlu değilsin.

120. Yahudiler de Hıristiyanlar da, sen onların yoluna uymadıkça, asla senden hoşnut olmazlar.

‑Asıl doğru yol, Allah’ın gösterdiği yoldur! de. Sana gelen ilimden, sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, Allah’tan seni koruyacak bir veli de bir yardımcı da yoktur.

121. Kendilerine verdiğimiz kitabı hakkıyla okuyanlar, işte bunlar O’na iman eden kimselerdir. Onu tanımayanlar ise işte asıl hüsrana uğrayacaklar da onlardır.

122. ‑Ey İsrailoğulları, Size verdiğim nimeti ve sizi diğer toplumlara üstün kıldığımı hatırlayın.

123. Hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin fayda vermeyeceği ve kendilerine yardım da edilmeyeceği bir günden kendinizi koruyun!

124. Rabbi İbrahim’i bir takım hükümlerle imtihan etmiş, o da onları tamamen yerine getirince:

‑Seni insanlara önder yapacağım, buyurmuş, İbrahim de:

‑Soyumdan gelenlerden de önderler yap, demişti. Allah ise:

‑Ama zalimler için söz vermiyorum, diye cevap vermişti.

125. Kâbe’yi insanlar için toplanma yeri ve emniyet mahalli kılmış ve: “İbrahim’in makamını namazgah edinin.” İbrahim ve İsmail’e : “Beyt’imi tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için temizleyin.” diye kuvvetli bir emir vermiştik.

126. Hani İbrahim:

‑Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir yap, halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle rızıklandır, demişti. Allah da:

‑İnkarcı olanı bile az bir süre geçindirir, sonra onu cehennem azabına atarım ne kötü bir akıbet! diye buyurmuştu.

127. İbrahim, İsmail’le birlikte Kabe’nin temellerini yükseltiyor (ve şöyle dua ediyorlardı):

‑Rabbimiz hizmetimizi kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin.

128. Rabbimiz, bizi sana teslim olan iki kul ve soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarımızı göster ve tövbelerimizi kabul et, zira tövbeleri kabul edip, bağışlayan ancak sensin!

129. Rabbimiz onlara içlerinden senin ayetlerini onlara okuyan, kitap ve hikmeti öğreten ve onları (şirkten) arındıran bir resul gönder. Şüphesiz aziz ve hakim olan ancak sensin.

130. Kendini bilmeyenlerden başka kim İbrahim’in yolundan yüz çevirir? Biz dünyada onu seçmiştik. O, şüphesiz ahirette de iyilerdendir. Rabbi, O’na “teslim ol” dediği zaman:

131. ‑Alemlerin Rabbine teslim oldum, demişti.

132. İbrahim, bunu oğullarına da tavsiye etti. Yakup da öyle yaptı (ve onun da oğullarından son dileği şuydu:)

‑Ey oğullarım, Allah sizin için bu dini seçti. Öyleyse, siz de ancak müslüman olarak can verin!

133. Yoksa siz, Yakub’a ölüm yaklaşıp da oğullarına:

‑Ey oğullarım, Benden sonra neye kulluk edeceksiniz? diye sorduğu ve onların da:

‑Senin ilahına, ataların İbrahimin, İsmail’in, İshak’ın, bir tek ilahına kulluk edeceğiz. Biz O’na teslim olanlarız! dediklerinde, siz onların yanında şahit miydiniz?

134. Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandığınız da size aittir. Onların yaptıklarından siz sorguya çekilmeyeceksiniz.

135. ‑Yahudi ve Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız, demektedirler; Sen, de ki:

‑Hayır, hanif* olarak, müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine (uyunuz ki hidayete eresiniz)

136. Ve deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, Yakub’a, İshak’a ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve peygamberlere Rab’leri katından verilenlere iman ettik. Bunlardan hiç biri arasında ayırım yapmayız. Biz Allah’a teslim olanlarız.”

137. ‑Eğer Yahudi ve Hıristiyanlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse şüphesiz hidayete ererler; yok eğer yüz çevirirlerse onlar ancak ayrılık içindedirler. Allah onlara karşı sana yeter. O hakkıyla işiten ve bilendir.

138. İşte Allah’ın boyası! Allah’tan daha güzel boyası olan kim vardır? Biz yalnız ona kulluk ederiz!

139. (O kitap ehline) De ki:

‑Siz, bizimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz? Halbuki, O, bizim de Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz Allah’a içten/katıksız olarak bağlananlarız.

140. Yoksa siz, İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Yakub’un ve torunlarının, Yahudi yahut Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? (onlara) de ki:

‑Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah’tan gelen bir şahitliği yanında gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

141. Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandığınız da size aittir. Ve siz onların yaptıklarından dolayı sorumlu olmayacaksınız.

Cüzleri mobil telefonunuzdan aşağıdaki uygulamadan da takip edebilirsiniz.

Ekran Görüntüsü Resmi

Cep Telefonu Uygulaması