Risalet/Nübüvvet

RİSALET NEDİR?

1. TANIMLAR

Kur’an-ı Kerim’de  R-S-L  kökünden türeyen ve “elçilik” anlamında kullanılan  ‘risalet’ ile ilgili kelimelerin sayısı dört yüz civarındadır. N- B – E kökünden türeyen ve “nübüvvetle ilgili kelimeler ise seksen civarındadır.  Buna göre risalet kelimesinin daha yaygın bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Bu iki kelimenin genel olarak sözlük anlamları üzerinde ve türevlerinin kazandığı anlamlar üzerinde kısaca duralım.

A) Sözlük Anlamları:

a) Risalet:  R- S – L kökünden türetilmiş ‘fiâle’ kalıbında bir masdardır. Kur’an-ı Kerim’de “ersele” kalıbıyla fiil’i mazî olarak kullanımı oldukça fazladır. Bu babta “gönderildi, elçi olarak görevlendirildi” anlamına gelir. Bu elçilik veya gönderiliş, daha çok peygamberlerin gönderilmesi anlamına gelse de rüzgarın gönderilmesi, azap gönderilmesi gibi anlamlara da gelmektedir.

“Elçisini rehber (yol gösterici/kitap) ve bütün dinlere üstün kılmak için hak din ile gönderen O’dur.” (9/Tevbe: 33)

“Onların üzerine ebabil kuşları gönderdi.” (105/Fil:3)

“Rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen de O’dur.” (25/Furkan: 48)

“Üzerlerine gökten bol bol yağmur gönderdik.” (6/En’am:6)

“Nuh’u kavmine gönderdik de “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin!” dedi.” (7/A’raf: 59)

“Üzerlerine öyle korkunç bir ses gönderdik ki hepsi de hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluvermişti.” (54/Kamer:31)

“Onların üzerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik.” (54/Kamer:34)

Elçi anlamında “resûl” ve çoğulu olarak “rusül” elçiler anlamında kullanılan şekline de Kur’an’da oldukça çok rastlıyoruz.

“..Her ne zaman bir resûl size hoşunuza gitmeyen bir şeyle gelse hemen büyüklük taslayıp, bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürmediniz mi?” (2/Bakara: 87)

“Muhammed ancak bir resûldür, ondan önce de resûller gelip geçmiştir..” (3/Al-i İmran:144)

“De ki: Ey İnsanlar, Şüphesiz ben, Allah’ın hepinize gönderdiği elçisiyim.(Resûlüyüm)” (7/A’râf: 158)

Resûl kelimesi Kur’an’da bazan da meleklerin elçilik görevini yerine getirmesini ifade etmek için kullanılır.

“O, şüphesiz, arşın sahibi katında şerefli bir elçinin (Cebrail’in) sözüdür.” (81/ Tekvîr: 19-20)

“Ersele” kalıbından ism-i meful olarak; “gönderilmiş” “elçi kılınmış” anlamında “mürsel” ve bu kelimenin çoğulu olan “mürselin” ifadesi de “peygamber” ve “peygamberler” anlamında Kuran’da zikredilir. Ayrıca peygamberi mesajı toplumlara ileten davetçi müslümanların da “mürselin”olarak anıldığını biliyoruz.

“Kendilerine elçiler gelen karye’nin halkını onlara örnek olarak ver.” (36/ Yasin: 13)

Kelimenin “risalet” ve çoğulu “risâlât” şeklinde kullanıldığı ayetlerde ise “elçilik” “gönderilenler” anlamına gelmektedir.

“Size öğüt veriyorum ve Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum.” (7/A’raf: 62)

“Şüphesiz seni insanlar üzerine risaletimle (elçilik görevi ile) ve kelamımla seçkin kıldım.” (7/A’raf: 144)

Risalet Kelimesi Allah’a izafe edilerek kullanılmıştır. Buraya kadar verdiğimiz anlamları toparlayacak olursak, temel anlamı “göndermek ve görevlendirmek” olan risaletin bazı istisnalar dışında “Allah’ın elçisi” anlamında Kur’anî bir tabir olduğunu söyleyebiliriz.

b) Nübüvvet: N – B -E “haber verdi” anlamındaki kelimenin fâili: “nebî”, mastarı ise: “nübüvvet” gelir. Buna göre nebî: Haber getiren, nübüvvet ise “Haber getirme görevi” anlamındadır. Kur’an’da risalete göre daha az geçen bu kelime ve türevlerinin hemen hepsinin sadece “insan elçileri”, yani peygamberleri ifade için kullanıldığını görüyoruz.

Kur’an’da Hz. Muhammed’e iki yerde “Ey Resûl!” şeklinde hitabın(1) yanında “Ey Nebi!” şeklinde daha çok ve sık tekrarlandığını, yani Allah’ın Hz. Muhammed’e görevi ile ilgili hitabında “Ey Nebî!” ifadesini tercih ettiğini görüyoruz.(2)

2. RİSALET VE NÜBÜVVET ARASINDAKİ FARK:

Resûl ve nebî vasıflarının hangisinin daha genel veya özel olduğu, aralarında ne gibi farkların olduğu tartışıla gelmiştir. Kimilerine göre: “Kendisine yeni bir kitap ve şeriat verilen peygambere Resûl, davetçi olarak görevlendirilen peygamberlere de nebî denir.” (3) Kimileri de resûl “Allah ile ilgili olarak  (Allah’ın elçisi) insanlarla ilgili olarak nebî (Allah’tan haber getiren) ifadelerinin kullanıldığı, her peygamberin nebî fakat,  resûl olmadığı şeklinde yorumlar yapılmıştır.

Biz burada,  “nebî” veya “resûl” kelimelerinin Kur’an’da kullanımında kesin bir ayırım yapılmadığını, bazen nebi, bazen resûl, bazen da her ikisini birlikte kullanıldığını söylemekle yetinelim. Kur’an’ın kesin bir hüküm ve ayırım getirmediği bir konuda, böyle bir ayırıma kalkışmanın yersiz olduğu kanaatindeyiz.

Biz, bundan sonraki ifadelerimizde hem nebi, hem de resûl anlamında Farsça karşılığı olan ve dilimizde de yaygınlık kazanmış “peygamber” kelimesini kullanacağız.

3. İNSANLARIN PEYGAMBERE OLAN İHTİYACI

Allahu Teala, Peygamberleri insanlara doğru yolu göstermek için görevlendirmiştir. Eğer peygamberler gelmeseydi insanlar kendi kendilerine doğru yolu bulabilirler miydi? İnsanların peygambere gerçekten ihtiyacı var mıdır?

Allah, insanı en şerefli varlık olarak yaratmıştır. Onu akıl, duyu, görüş ve diğer kabiliyetlerle güçlendirmiştir. İnsana doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir kabiliyet vermiştir. Fakat, peygamberler doğruyu göstermenin yanında, Allah’ın emirlerini, yasaklarını ve insanlar için koyduğu kanunları getirmişlerdir. Dolayısıyla Peygamberler olmasaydı insanlar, Allah’ın kendilerine yüklediği görevin farkında da olamazlardı. Sonra Allah’ın huzuruna çıkarılıp hesaba çekildiklerinde “Bizim bunlardan haberimiz yoktu. Hiç kimse bize ne yapmamız gerektiğini söylemedi.” gibi bir mazeret de ileri sürebilirlerdi. İşte Allah, böyle bir mazerete de mahal bırakmamak için peygamberleri göndermiştir.

“Seni gönderdik ki, kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiği zaman  “Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin, de senin ayetlerine uysaydık ve mü’minlerden  olsaydık.” demesinler.” (28/ Kasas: 47)

“Belki doğru yolu bulursunuz diye Musa’ya kitabı ve Furkan’ı (Hak ile batılı ayıranı) vermiştik.” (2/Bakara:53)

Şeytanın insanı Allah’ın yolundan alıkoymak için gece gündüz mücadele ettiği bir gerçektir. İnsanın heva ve hevesini ilah edinme, ya da körü körüne atalarının yolundan gitme tehlikesi peygamberlerin uyarıcı mesajlarına olan ihtiyacı göstermektedir.

İlim üzerinde olmasına rağmen, heva ve hevesini kendisine ilah edineni, bunun için de Allah’ın sapıklıkta bıraktığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi görmedin mi?

Şimdi ona Allah’tan başka kim doğru yolu gösterebilir? Hiç düşünmüyor musunuz?” (45/Casiye: 23)

Peygamberler, insanların bilemeyeceği şeyleri, gelecekte olacak sonuçla ilgili haberleri getirirler. Eğer peygamberler, bu hayattan sonra, ikinci bir hayatın olacağını ve orada, kötülük işlemiş olanların cezalandırılacağını, doğru hareket edenlerin ödüllendirileceğini öğretmeselerdi, insanlar adalete hiç önem vermezlerdi. Her yaptıklarını kar sayarak güçlünün zayıfı ezdiği ve hayvanların bile hayal edemeyeceği aşağılıkta iğrenç hareketlere girişirlerdi. Allah, zaman zaman peygamber göndererek ikinci hayat gerçeğini bildirmiş olmasına rağmen, bakın müşriklerin tavrı nasıl anlatılıyor.

“Dünya hayatından başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yokluğa sürükler. Onların bu hususta hiçbir bilgisi yoktur. Onlar sadece tahminde bulunuyorlar.

Ayetlerimiz kendilerine okunduğu zaman: “eğer doğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin de görelim.” demekten başka bir delilleri yoktur. De ki:

-Allah sizi diriltir, sonra öldürür, sonra da hakkında hiç şüphe bulunmayan kıyamet gününde sizin hepinizi bir araya getirir. Fakat insanların çoğu bilmez.

Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah’ındır. Kıyametin koptuğu gün, işte o gün batıl ehli hüsrana uğrar…” (45/Casiye: 24-27)

“Bu, insanlara uyarılmaları için, onun tek bir ilah olduğunu bilmeleri için ve akıl sahiplerinin ibret  almaları için  bir duyurudur.” (14/İbrahim: 52)

“İnsanların, peygamberlerden sonra Allah’a karşı  bir delilleri olmaması için  müjdeci ve uyarıcı peygamberler (gönderildi) Allah, azizdir, hakimdir.” (4/Nisa:165)

4. PEYGAMBERLERİN VASIFLARI

Resuller ve nebiler nasıl insanlardır? Hangi özellikleri taşırlar? Allah ile insanlar arasında konumları nedir? Görevleri nelerdir?

Peygamberleri kabul etmek ve onlara inanmak kadar, onları doğru tanımak ve doğru inanmak da önemlidir. Peygamberi, peygamber olarak değil de başka türlü tanıyan kimseler gerçek mü’min vasfını kazanamazlar. Öyleyse, peygamber imajını doğru tahlil edelim ki peygamber inancımızda batıldan ve hatadan uzak olalım.

a) Beşer Oluşları: Peygamberler, bizler gibi sadece insandırlar. Allah, bir toplumun  hidayetini dileyince onların içinden seçtiği bir insanı kendisine elçi edinir. Onlar vasıtasıyla  mesajlarını kullarına iletir.  Yani, her peygamber, gönderildiği toplumun bir ferdidir. Onlarla aynı dili konuşur. Onlarla yer içer ve onların arasında dolaşır. İnsan olmanın tüm özelliklerini gösterir.

“Biz, her peygamberi, kendilerine iyice açıklayabilmeleri için …” (14/İbrahim: 4)

“Bu nasıl peygamber? Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi ve onun yanında bir uyarıcı olsaydı ya! Yahut kendisine bir hazine verilseydi, yahut bir bahçesi olsaydı da oradan yeseydi olmaz mıydı?” dediler. 

Zalimler  şöyle dediler: “Siz ancak büyülenmiş bir adama tabi oluyorsunuz.” (25/Furkan: 7-8)

“Senden önce hiç bir peygamber göndermedik ki yemek yememiş  ve sokaklarda yürümemiş olsun. Biz, sabreder misiniz diye sizin bazınızı bazınız için sınama konusu yaptık. Rabbin her şeyi görür.” (25/ Furkan: 20)

b)Doğruluk/Sıdk:  Peygamberlerin en önemli özelliklerinden biri de doğruluktur. Doğruluk ve güvenirlik her müslümanın en temel özelliğidir. Fakat bu peygamberler için apayrı bir önem arzeder. Çünkü onlar, kendilerinden şüphe edilen ve güvensizlik duyulan insan olsalardı insanlara hiç bir mesajı iletemezlerdi. İnsanlar, onları böyle bir zaafla hiç bir zaman kabul etmezlerdi. Bu sebeple Allah, insanlar için, insanların içinden seçtiği elçilerinde doğruluk ve güvenirlik şartını gözetmiştir. Hz. Muhammed’e de tüm toplum “el-emin” lakabını takmıştı. “Güvenilir, emniyet edilir Muhammed” diyorlardı. Hatta peygamberin öldürülmek istendiği  hicret günü bile, kafirlerin  emanet olarak onda sakladıkları malları vardı. Zaten hiç bir zaman yalancılıkla itham edilmemiş ve güvenirliğini zedeleyecek bir olay olmamıştı.

“Asıl mü’minler, Allah’a ve resûlü’ne inanıp, hiç şüphe etmeyenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte sadık olanlar onlardır. ” (49/ Hucurat:15)

“Allah’ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği bir insanın, bütün bunlardan sonra: ‘Allah’ı bırakıp, benim kullarım olun.” demesi mümkün değildir. Fakat: “Kitabı okuyup, incelediğinize göre Rabbe kul olunuz!” der. “(3/Al-i İmran:79)

“Peygamberleri onlara dedi ki:

-Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah’ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. Mü’minler sadece Allah’a dayansınlar.”(14/İbrahim: 11)

c) Hikmet: Anlayış ve kavrayışta güçlülük, her peygamberin görevlendirildiği topluma yol gösterebilmek ve zorlukları aşabilmek için taşıması gereken vasıflardan birisi de hikmettir.

Hikmet: Hüküm verebilmek için yeterli olan özellikleri taşımasıdır. Olayların gidişatına hakim olmak ve sebep- sonuç bağlantılarını tahlil edebilmektir. İnce ve kıvrak bir zeka, ileri görüşlülük ve kavrayabilme kabiliyetidir.

“Nitekim size, kendi aranızdan, ayetlerimizi size okuyan, sizi arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten ve bilmediğiniz şeyleri öğreten bir peygamber gönderdik.” (2/Bakara:151)

“Allah, peygamberlerden şöyle söz almıştı: “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra da yanınızda bulunanı (kitabı) doğrulayan bir peygamber geldiği zaman ona iman edecek ve yardımcı olacaksınız.” Kabul edip, bu ağır sorumluluğu aldınız mı?”  Onlar da “Kabul ettik” dediler. Bunun üzerine  Allah, “O halde şahit olunuz. Ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim” dedi.” (3/Al-i İmran: 81)

“Allah sana, kitabı ve hikmeti indirmiş ve bilmediğin şeyleri de öğretmiştir.” (4/Nisa: 113)

“İşte bunlar, Rabbimin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdendir. Bu sebeple, Allah ile bir başka ilah edinme! Aksi halde kötülenmiş ve Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.” (17/İsra:39)

d)Uyarıcılık – Müjdecilik: Peygamberler toplumlara Allah’ın mesajlarını getirmişlerdir. Bu mesaja kulak verip, iman edenler cennetle müjdelenmişlerdir. Allah’ın mesajlarına kulaklarını tıkayan ve isyan edenleri cehennem ateşi ile cezalandırılacaklarını hatırlatarak uyarmışlardır. Bunun için her peygamber; cennet ile müjdeci, cehennem ile uyarıcıdır. Kur’an da peygamberlerin asıl görevinin de bu olduğu dile getirilmiştir.

“Biz seni, bütün insanlara sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”(34/Sebe:28)

“Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (17/İsra:105)

“Biz peygamberleri yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Kafirler ise hakkı batılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar.” (18/Kehf:56)

e)Tebliğ: Peygamberler, Allah’tan aldıkları vahiyleri insanlara duyururlar. Buna tebliğ denir. Onlar Allah’ın gönderdiklerini insanlara ulaştırmakla görevlidirler. Bu tebliğ uyarıp, korkutma ve müjdelemeyi de kapsar. Bunun için ayetlerde peygamberlerin asıl görevinin tebliğ olduğu da ifade edilmiştir.

“Peygambere tebliğ etmekten başka bir şey düşmez. Allah sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.” (5/Maide: 99)

“Ey resul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, Rabbinin peygamberliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur.” (5/Maide:67)

Peygamberler, hiç bir zaman zorlayıcı değildirler. Hiç kimseyi zorla inandıramazlar. Hidayet Allah’ın elindedir. Gönlünü peygamberin tebliğine açık tutanlar ondan istifade edebilirler. Kalpleri kilitli olanlara peygamberin yapacağı bir şey yoktur. Onların bekçisi de değildir.

“Her kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Her kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.”(4/Nisa: 80),(29/Ankebut: 18)

f) Örneklik: Peygamberler, Allah’ın gönderdiklerini insanlara ulaştırmak, duyurmak ve öğretmekle görevlidirler. Bunu gerçekleştirirken de ilk olarak Allah’ın buyruklarına kendileri uyup örnek olurlar. Çünkü elçinin kendisinin uymadığı ve uygulamadığı bir duyuru anlamsızdır. Hiç bir insanı etkilemez ve inandırmaz. İnsanlar, peygamberin tebliğ ettiklerini, peygamberin yaşantısında görerek daha iyi anlar ve örnek alır.

“Sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu eden ve Allah’ı çok zikreden kimseler için, Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır.” (33/Ahzab: 21)

g)Şahitlik: Her peygamber, gönderildiği topluma şahit olarak, kıyamet günü Allah’ın huzuruna çıkar. Peygamber, toplumu gözlemlemek ve Allah’ın vahyine karşı takındıkları tavrı tespit etmekle yükümlüdür. Hesap günü tam ve adil bir şahitlikle toplumları hakkında doğruyu söylerler. Eğer gönderildiği toplum O’nun getirdiklerini benimsemiş ve şirksiz olarak Allah’a kulluğa yönelmişse onların kendisine tabi olduğunu ve getirdiği mesajları kabul ettiklerini söyler. Eğer toplum, Allah’ın mesajlarını dinlememiş ve zulmetmişse onların yaptıklarını da doğru ve adil bir şekilde ortaya kor!…

h) Savaşçılık/mücahidlik: Peygamberler, Allah’ın mesajını insanlara duyurmak için karşılarına çıkan her türlü engeli aşmak için  hiç bir fedakarlıktan çekinmezler.  Allah’ın mesajlarını anlattıktan sonra, bir köşede  oturup görevimiz bu kadar demezler, var güçleriyle o mesajların  hayata yansıması için çalışırlar. Her Peygamberin karşısına da imtihan olarak mutlaka bir inkarcı ve inatçı zorba kafir çıkmıştır. Peygamberlerin sesini kısmak, toplumu zalimlerin  haksız kazançlarından ve zulümlerinden kurtaracak  duyurularının ve uyarılarının topluma ulaşmaması için her yolu denmişlerdir.  Fakat, sonuçta hiç bir tehdit ve zorbalık peygamberleri davasından vazgeçirememiştir. Gerektiği zaman  Peygamberin tüm gücü ile kafir zalimlere karşı koyması ve onlarla savaşması bir peygamberlik  vasfıdır.

Nitekim ayette bu husus bir emir olarak  Hz. Muhammed’e  bakın nasıl vahyediliyor:

“Ey Nebi, Kafirlerle ve münafıklarla cihat et, onlara karşı sert davran! Onların barınakları Cehennemdir. Ne kötü dönüş yeri!” (9/Tevbe: 73)

Allah’ın vahyinin insanlara duyurulması ve Allah’ın dininin yeryüzünde hakim kılınması  için savaşmak sadece peygamberlere ait bir görev değil bütün mü’minlerin görevidir.  Ayette:

“Allah, mü’minlerden  canlarını ve mallarını cennet karşılığında  satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşarak öldürürler ve öldürülürler.” (9/Tevbe: 111)

ı) Rehberlik:  Peygamberler gönderildikleri toplumun doğal rehberleridir.  Onlara Allah’ın vahyini duyurmak ve onu hayata yansıtmak, uygulamada  doğabilecek problemlere çözüm üretmek  hususunda rehberlik görevini yerine getirirler. Ahlaki yönden  olduğu gibi aile reisi, eğitimci, ekonomist, komutan, hakim, devlet başkanı olarak  da rehberdir.  Bu rehberliğin bir gereği olarak Allah, insanlara peygamberi izlemeleri gerektiği ve onlara itaat etmenin Allah’a itaat anlamına geldiğini hatırlatmaktadır:

“Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.” (4/Nisa: 80)

“Allah’ın Resulü’nde sizin için güzel bir örnek vardır. ” (33/Ahzab: 21)

“Biz, her peygamberi ancak, Allah’ın izniyle itaat olunması için gönderdik.” (4/Nisa: 64)

i)Allah Korkusu:  Peygamberler de diğer insanlar gibi bir insan olduğu için, herkesin Allah’tan korkması gerektiği gibi  Allah’tan korkarlar. Allah, onları  her zaman bir kul olarak anmış ve  kendilerinden emrolundukları gibi dosdoğru olmaları istenmiştir.  Diğer insanların yükümlü olduğu ibadeti/kulluğu  yerine getirmekle onlar da yükümlüdür.

“(Ey Peygamber), emrolunduğun gibi dosdoğru ol! ” (11/Hud:112)

“Ey  Peygamber, Allah’tan kork, Kafirlere ve münafıklara itaat etme! Allah şüphesiz alimdir ve hakimdir.” (33/Ahzap: 1)

5. PEYGAMBERLERİN SAHİP OLMADIĞI VASIFLAR

a) Beşer Üstülük: Peygamberler içinden çıktıkları toplumun birer ferdidir.  Ömürlerinin büyük bir kısmı  o toplumun içinde geçmiştir. Daha önceleri normal bir insan iken Allah’ın kendilerini seçmeleri ve  vahiy indirmesiyle  üstün bir konuma  yükselmiştir. Fakat, hiç bir zaman beşeri özelliklerin dışına çıkmamışlardır. Nitekim  ayetlerde Peygamberimizin peygamberlikten önceki hayatı  şöyle tasvir ediliyor:

“İşte sana da  buyruğumuzla Cebrail’i gönderdik. Sen kitap nedir, iman  nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir aydınlatıcı kıldık.  Şüphesiz sen de insanlara göklerde ve yerde olanların kendisinin olan Allah’ın yolunu, doğru yolu  göstermektesin. İyi bilin ki bütün işler sonunda Allah’a  döner.” (42 / Şûrâ: 52-53)

“Seni öksüz bulup da barındırmadı mı? Seni  şaşkın bulup doğru yola eriştirmedi mi? Seni fakir bulup  zenginleştirmedi mi?” (93/Duhâ:6-8)

b) Hatasızlık:  Peygamberlerin beşer olduğuna inanan bir insanın her beşerin de mutlaka az veya çok hata yapacağına, ve  hatasız olamayacağına inanması gerekir.  Çünkü beşer, eksikliği ve yanılmayı ifade eder.  Eksiklikten uzak ve  her şeyi ile mükemmel olan  yalnızca Allah’tır. Peygamber inancı Kur’anî olmayan kimseler Peygamberin adeta bir ilah olduğuna inanırlar ve bütün  kusurlardan, noksanlardan, hatalardan uzak olduğuna iman ederler.  Oysa bir çok ayette peygamberin yaptığı  yanlışlıklar dile getirilerek, onları bir daha  işlememesi  yönünde uyarılar geliyor  Rabbinden bağışlanma dilemesi emrediliyor ve netice de   onun  gelmiş geçmiş tüm günahlarının bağışlandığı  açıklanıyor.  Allah, haşa olmayan  hata ve günahların  bağışlanması gibi bir hata işlemekten yücedir.

“Sabret, Allah’ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini sabah akşam hamdederek tesbih et.” (40/Mü’min: 55)

“Allah’ın,  senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlaması, sana olan nimetini tamamlaması ve seni dosdoğru yola eriştirmesi için şüphesiz sana  apaçık  bir zafer verdik.” (48/Fetih: 1-2)

 Yine  Kur’an’ın  haber verdiği peygamberlerden  Yunus’un  işlediği suç sebebiyle  balık tarafından yutulmakla cezalandırıldığı, daha sonra Allah’ın affına mazhar olarak peygamberlik görevine devam ettiğini biliyoruz.(4)

c) Bekçilik/Koruyuculuk: Peygamberler, uyarıcı ve müjdeci olarak gelmişlerdir.  Hiç kimsenin  hayatına zorla, kendi iradelerinin dışında  karışamazlar.  Eğer Allah herkesin iman etmesini dileseydi bunu  peygamber bile göndermeye gerek kalmadan halledebilirdi. Peygamberin  gelişi bilinçli bir tercihi sağlamak içindir.

“Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.” (4/Nisa:80)

d) Ölümsüzlük: Peygamberler de bizim gibi bir insan olduğu için doğarlar, büyürler, yaşarlar ve ölürler.  Allah herkesi ahirette yeniden diriltecek ve ikinci bir hayat orada başlayacaktır. Fakat, Peygamber inancı  Kur’an’a  dayanmayan bazı kimseler,  Peygamberin ölümsüz olduğunu zannederler.  İnsanların onu görmedikleri bir şekilde yaşadığı vehmine kapılırlar.  Hatta bazan insanları psikolojik olarak etkileyebilmek için  Peygamberi gördüklerini, o mecliste bulunduğunu  ve benzeri gibi gerçek olmayan  şeyler  söylerler. Peygamberin ağzından yalan uydururlar.  Bu yalanlar, insanları etkileyip,  o zatı gözlerinde yüceltirken,  peygamber in de  bir ilah gibi görülmesine neden olur.  Oysa Kur’an Muhammed’in de bir insan olduğunu ve kendisinden önce gelmiş peygamberler gibi bir gün öleceğini, o öldüğü zaman dinden dönenin sadece kendisine zararı olacağını  bize bildirmektedir. (5) Aklı başında bir insan düşündüğü zaman, insanların peygambere  en yakın olanlarının ve ashabının dahi  ölümünden sonra, dinden dönmemesi için ayet indiği  halde, kendini  ashabın bile  üstünde gören bir zatın  peygamberi gördüğünü söylemesinin ne kadar doğru olduğunu anlar.

Dipnotlar:

(1) 5/Maide:41, 67

(2) bkz. 8/Enfal:64, 65 70; 9/Tevbe:73; 33/Ahzab:1, 13, 45, 50, 59; 60/Mümtahine:12; 65/Talak:1; 66/Tahrim:1, 9

(3) İslam Dini, A.H.Akseki, s.84

(4) 68/kalem:48, 49

(5) 3/Al-i İmran: 144